Sayfa Menüsü
TwitterFacebook
Kategori Menüsü

Kıbrıs

Türk siyasetinde liberal demokrat değerleri tavizsiz ve istisnasiz olarak savunan tek siyasi parti, LDP’nin, Genel Başkanı olarak görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istedim.

Mevcut hükümetin iç ve dış politikalara yönelik aldığı pek çok kararda veya eleştiriler karşısında verdikleri tepkilerde maalesef akıl ve mantık yerine duygusallık ve/veya maneviyat gibi unsurlar ağır basıyor.

Bizce, ikinci bir eksikleri de kamuoyu yaratmadan, konuları kamuoyuna akıl ve sağduyu çerçevesinde izah etmeden gündeme sokmaları, sert tepki alıp geri çekmeleridir.

Ülke yönetiminde ve bilhassa dış politika belirlenirken alınacak kararlarda “dost ve kardeş ülke, geleneksel bağlarımız, din kardeşlerimiz, tarihsel müttefiklerimiz” gibi unsurlara referans yapılmasını doğru bulmuyoruz. Dış politika kararlarında tek referans ülkenin ve halkımızın ulusal çıkarları olmalıdır.

AB ve Kıbrıs konusunun da bu çerçevede ele alınması şarttır. İlişkiler ve gelişmeler yolundayken mevcut hükümetin son derece makul ve başarılı bir yol izlediği görülürken, en ufak bir pürüz veya gerginlikte akıl ve sağduyuyu terkederek, adeta içgüdüsel olarak, duygusal ve Batılıların alışık olmadiği şark kurnazlığı içeren günü kurtarmaya yönelik tepkiler verdiğini görüyoruz.

Ek protokole atılan imza da yukarıda belirttiğim zihniyet sonucu düşunülmeden, stratejisi belirlenmeden günü kurtarmaya yönelik atılmış bir imzadır. Türkiye’yi bağlayıcıdır.

Günümüzde, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve toplumumuzun tek hedefi AB’ye tam üyelik olmalıdır. AB, Güney Kıbrıs’ı bünyesine almakla yaptigi hatayı anlamiştır. Türkiye, referandum sonrası eli güçlenmişken bu avantajını iyi kullanamamıştır.

ÖNERİLERİMİZ:

  1. KKTC’te uygulanan ambargo ve yaptırımlar ile limanların açılması konusu birbirinden ayrı tutulmalıdır. Zira ilki BM ve Güvenlik Konseyi’nin yaptırımıdır, limanlar konusu bilerek altını imzaladığimız AB üyelik süreci konusudur. Bu uzun süreçte zaman zaman limanlar konusu gibi konular pürüz yaratabilir. Halkımızın günlük kısa vade politikalara değil büyük resime bakaması gerektiği vurgulanmalıdır.
  2. KKTC için Tükiye, Taiwan modeline benzer bir yaklaşıma destek arayabilir. Diplomatik olarak tanınmadan, dış ticarete olanak sağlanılabilinir.
  3. Türkiye OECD, AGIK ve diğer bazı uluslararası organizasyonlar çerçevesinde zaten Güney Kıbrıs hükümetini tanımaktadır. Ek protokole koyulan şerh aslında birşey ifade etmemektedir.
  4. Tehditkar ve şantajcı bir üslup yerine hükümet, medya ve diğer kanallardan, limanların açılmasının Türkiye’nin AB üyelik görüşmelerine getireceği kolaylıkları ve faydaları kamuoyuna anlatmalıdır.
  5. Teknik olarak uygulanıp uygulanmayacagını bilmiyorum ama Güney Kıbrıs’a en uzak liman olan Trabzon limani tahsis edilebilinir, orada da liman işçilerinin protesto amacıyla yükü boşaltıp boşaltmayacakları bir bilinmeyen olarak kalabilir.
  6. Uzun vadede, dış politika konuları güncel populist siyasetten arındırılmalı, malzeme olmaktan çıkarılmalıdır. Görüşmeler kapalı kapilar ardında yapılmalı, referandum gibi sonucu önceden belli süreçler uygulanmamalıdır.

Bu nedenle, önümüzdeki günlerde Başkanlık sistemi tartışmaları gündeme geldiginde, senatonun da yeniden oluşturulması ve dış politika kararların da “SENATO’nun” yetkilendirilmesi tartışmaya açılmalıdır. İşler zora girince hükümetler nasil ki topu gerektiğinde anayasa mahkemesine, gerektiğinde silahli kuvvetlere atmaktadırlar ( Türban, PKK konuları gibi) hassas dış politika kararlarında da popülizmden uzak bir Senato yetkili kılınabilir.