Sayfa Menüsü
TwitterFacebook
Kategori Menüsü

İşçi Emeklileri

(Liberal Demokrat Parti Programı’na açıklık kazandırmak amacıyla, Onursal Genel Başkan Besim Tibuk tarafından İstanbul’da düzenlenen “İşçi Emeklileri” konulu panelin ses kayıtlarının deşifre edilmiş metnidir.)

  • Bütün problem, zengin olması gereken bir ülkenin yani Türkiye’mizin yoksul olmasından kaynaklanıyor. Yani varlıklı bir ülke durumundaki Türkiye’de insanın hafızası almıyor, düşündükçe insanın asabı bozuluyor.
  • Türkiye, Allah’ın unuttuğu bir yer olsa; bu millet de uyuşuk, pasif bir millet olsa, “bu bir yazgıdır. İşler de böyle gider” dersiniz ve işin içinden çıkmaya çalışırsınız.
  • Sizin çok önemli bir yanınız var, sizler bir yerde bize emanetsiniz. Yani ilerde on yıl sonra Türkiye çok zengin olacakmış, hepinize uzun ömürler dilerim; siz zengin olmayacaksınız ki! Diğer katmanlar için bu bir değer ifade eder.
  • Bizim toplumun çok az kesimi dışında, dediğim gibi toplumumuzun çok küçük kesimi faizden para kazanıyor. Mesela 50 bin 100 bin kişilik kesim dışında, toplumun büyük bir bölümü mağduriyet içinde.
  • Ankara’da İmren Aykut’un kardeşi, bir büyük garaja ortak, ikinci bir iş olarak garaj işletmeciliği yapıyor. Bütün bunlar, işçilerin, işçi emeklilerinin sırtından çıkıyor. Doktorlar, eczacılar, hemşireler ve başkaları… Bunların hepsi maaşlarını SSK’dan alırlar, emekliler kesenekleri Emekli Sandığı’na yatırırlar. Memurlar dahil hepsi Emekli Sandığı’nın üyesidirler, ama maaşlarını SSK’dan alırlar…


Sevgili arkadaşlarım, Panelimize hoş geldiniz.

Liberal Demokrat Parti, adından da anlaşılacağı gibi, Türkiye’deki en ileri fikirli partidir; bunu programıyla ortaya koyan, pratik bir partidir. Programımızı, bu nedenle kitap haline getirdik. Türkiye’nin tüm sorunlarını araştıran, Türkiye genelinde çözümlerini net biçimde ortaya koyan, devlet ve ülke yönetimi ile ilgili çok kesin görüşlerimizin olduğunu görürsünüz. Programımızı açıklayan yayınlarımızla neyi, neden ve nasıl yapacağımızı son derece özlü biçimde ortaya koyduk. Bir parti programını bütün yönleriyle açıklayan bu yayınları Türkiye’de ilk kez Liberal Demokrat Parti gerçekleştirmiştir.

Liberal Demokrat Parti, devlet yönetimine taliptir. Bunun için halkın oyuna talibiz, iktidara gelmek için. İktidar olduğumuzda neler yapacağımızı ortaya koymuş durumdayız. Başka partiler gibi, iktidara gelince karar vermeyeceğiz. İktidara geldiğimizde neleri yapacağımızı, açık ve seçik biçimde söylüyoruz. Bu söylediklerimizi de kitaplarla halka sunuyoruz. Her kitabımız, birer belge niteliğindedir ve yapacaklarımızın kesin kanıtıdır.

Bu belge niteliğindeki kitaplar, halka senet gibi verilmektedir. Yapacağımız işler konusunda halka bir senet veriyoruz. Bir senet yazarsınız, şu ay şu kadar parayı falancaya ödeyeceğiz diye. Topluma karşı verilmiş, tabii kendimizi benimsetmek için toplumun bütün kesimlerine söz veriyoruz. Söz, zamanla unutulur ama biz sözlerimizi senet gibi kitaba bağlıyoruz. Tüm bunları yaparken, bir şeyin çok iyi farkındayız. Bütün toplumlar, yanlış yönetim yüzünden haksızlığa uğramışlardır. Bizim toplumumuzun ise daha fazla haksızlığa uğradığına inanıyoruz.

Bugün Türkiye adam gibi yönetilse, bizim görüşümüz odur ki, beş yılda Avrupa’yı yakalayıp, on yılda dünyanın en zengin ülkelerinden biri oluruz. Böyle bir zenginliğe erişince, kimsenin problemi olmaz. Ama dönüp çevremize, toplumumuza baktığımızda, herkesin dertli olduğunu görürüz. Faiz alan bir avuç insanın dışında herkes dertli. Ülkede büyük çoğunluk emeğinin karşılığını alamıyor. Sanırım 50 bin faiz alan kişinin ya da kuruluşun dışında (50 bin ile 100 bin arasındadır sözünü ettiğim rakam). Peki biz kaç milyonuz? 60 milyonu geçtik.

Geri kalan herkes şöyle veya böyle bedel ödüyor. Yanlış yönetilmenin bedelini ödüyor. Fakat, bunların içinde en altta kalıp ezilenler sizlersiniz. Emeklilerdir. Ne ki, biz ayrımcılık yapmıyoruz; size niye daha çok önem verdiğimizi anlatmak istiyoruz.

Sizden bir sonraki kesim olarak da esnafı görüyoruz. Niye böyle gördüğümüzü de şöyle anlatayım:

Şimdi siz, zamanında çalışmış ve kazanmışsınız. Kazandığınızın bir miktarını da devlete emanet etmişsiniz. Yaşlanıp, emekli olduğunuzda bu miktarı geri alabilmeniz için. Devlet bir yerde sizin kesintilerinizin emanetçisi. Fakat siz yaşlandıktan sonra, devlet, kendi çıkarı için yapmış olduğu enflasyon sizleri güç durumda bırakmaktadır. Çünkü enflasyonda sadece devlet kazanır; başka kimse kazanmaz.

Fiyatlar arttıkça, onun karşılığında, parayı karşılıksız olarak devlet basabiliyor. Bizim para basma yetkimiz yok. Meselâ cebinizde on milyon var. Diyelim ki, yüzde yüz enflasyon oldu; on milyon yarı yarıya düşer değil mi? Eve gidip de on milyon daha para basma hakkınız var mı sizin? Öyle olması lâzım, normali odur. Benim cebimde on milyon vardı, bu beş milyona düştü.

Şimdi bu kağıda on milyonluk daha yeni para bastık, imzaladık; dışarı çıkıp bakkaldan bir şey alamazsınız. Ama devlet parayı basınca piyasaya sürüyor. Sizin paranızı yarı yarıya düşürüyor. Enflasyondan yararlanan devlet, bir yerde sizin verdiğiniz emanete hıyanet ediyor. Siz bir para veriyorsunuz, size de paranın yarısını ya da üçte birini geri veriyor emekli maaşı olarak. Bunun hukuktaki adı dolandırıcılıktır.

Devletin doğrudan dolandırdığı, net bir şekilde dolandırdığı kesim, emeklilerdir. Buna rağmen, ilgi çekicidir; emekli vatandaşlarımızın tepkisi de hemen hemen yok gibidir. Tabii biz, Türk toplumu ortalığı yakıp yıksın gibi bir düşüncenin peşinde değiliz. Fakat Türk toplumu da buna tepki göstersin, hakketmediği böyle bir davranışa karşı razı olmasın görüşündeyiz. Hele sizlere banka önlerinde yapılanlar, bağışlanır, katlanılır gibi değil. Ve yaşadığınız diğer olaylar; yani bunlar toplumun yaşlılar ve emeklilerine karşı yapılan saygısızlıktır. Türkiye’nin kalkınmasında birşeyler yapılmışsa, bütün bunları sizler yaptınız, sizin emeklerinizle ortaya çıkmış ve böylece belli bir düzeye gelinmiştir. Ülkemizde neler yapıldıysa, yollar, barajlar ve diğer birçok işlerde alın terleriniz vardır.

Şimdi sizler emekli oldunuz. Devletin, sizin ona emanet olarak verdiğiniz paraların karşılığında sizi süründürmesinin hiçbir mantıklı tarafı yoktur. Devletin bu davranışının ne ahlâki yanı vardır, ne de hukuki yönü vardır. İşin ahlâki tarafını bir yana bırakalım, olabilir. Çünkü bu konuda ahlâklı olmak zorundayız. Bu sistemin gereği. Ancak hukuki açıdan da siz tam bir dolandırılmış durumdasınız. Onun için emekli arkadaşlarımızın kesin olarak örgütlenip haklarını aramaları gerekir.

Şimdi sizinle veya hâlâ memuriyet yapanları yan yana koyalım. Onlar da eziliyorlar. Yani sizin gibi, sizler de eziliyorsunuz. Bugün, memur, işçi olarak çalışanlar da eziliyorlar. Onlar nasıl eziliyor? Belli bir ücret alıyorlar, yüzde yüz elli enflasyon var. Hiç zam alamıyorlar ya da yüzde elli zam alıyorlar. Bu biçimiyle de bir ezilmedir. Yalnız sizinle, çalışanlar arasında çok önemli bir fark var.

Bu fark nedir?

Devlette çalışanın o paraya razı olmasına sebep yok. Basar istifayı, çıkar gider, simit satar veya başka bir yerde çalışır. Yurt dışına gider, kamyon şoförlüğü yapar. Yani başka bir işi yapma şansı var. Onun yani işçinin ya da memurun devlette çalışma mecburiyeti yoktur. Devlete çalışma mecburiyetinde değildir. Devlette işçi, memur olarak çalışan vatandaşlarımız haksızlığa uğramışlardır diyelim. Bu haksızlığın memur-işçi tarafından giderilmesinin yolu vardır.

Nedir bu yol? Ayrılır işinden, gider başka bir işte çalışır.? Zaten Ekonomi kitabımızda, bu söylediklerimizin tümü vardır, aynen yazılıdır. Yani emeklilerin niye mağdur edildiği ve durumlarını nasıl düzeltileceği konusu ayrıntılı olarak yazıyor. Bizim görevimiz, bu programımızda sizi aydınlatıp, yardımcı olmaktır. Şimdilik küçük bir parti olarak sesimiz çıkacak, az çıkacak belki sesimiz ama iktidara gelinceye kadar, sesimizin çıkmasının da size dolaylı olarak faydası olabilir.

İktidarları uyarmak konusunda görevimizi yapıyoruz. Diyelim ki emekliler, Liberal Demokrat Parti’ye büyük ilgi gösterdiler; siz geldiniz buraya. Büyük ilgi gösteriyorsunuz bize. Başka emekli arkadaşlar da büyük ilgi gösterdiler. Liberal Demokrat Parti’nin fikirlerini beğendiniz ve bize teveccüh gösteriyorsunuz. Bu iktidarı harekete geçirir. İktidar der ki, yahu ne oluyoruz? Oy tabanı kayıyor. Bu bir siyasal görüntüdür ve doğru tavırdır. Bu bakımdan, bizim size hizmetimiz, iktidara gelmeden de bu şekilde olabilir. Yani iktidardakiler, sizin oylarınızı kaçırmamak için, hiç olmazsa bazı kolaylaştırıcı önlemler alabilirler.

İlle de biz iktidara gelinceye kadar beklemenizi istemiyoruz. Bu da sizlere bir hizmettir. Lehinize bir durumdur. Yani bizimle karşılıklı oynamanız gerekiyor. Kitle olarak toplanıp kendi aranızda, “emekli haklarına saygı gösteren bizleri savunan Liberal Demokrat Parti’yi destekliyoruz” dediğiniz anda iktidarın kulağına kar suyu kaçırırsınız.

Onlar da gelin sizin derdiniz nedir? diye sormaya başlarlar. Yol, yordam ararlar, çözüm bulmaya çalışırlar. Bu da bir çözümdür, yöntemdir. Çünkü demokrasi içinde sesinizi duyurmazsanız, ağırlığınızı seçmen olarak göstermezseniz, kimse sizin farkınızda bile olmaz. Bugünkü demokratik sistem de budur. Bu sistemi değiştirecek değiliz. Çünkü partilerin hepsi, eninde sonunda sandığa attığınız oylarla iktidara sahip oluyorlar. Bu yol demokrasi için bulunmuş en iyi sistemdir. Yani şimdiye kadar bulunmuş en iyi sistemdir. Onun için, bu çeşit çalışmalarınızın da dolaylı olarak faydası olur. Yani, siz çalışmalarınızda, hem uğradığınız haksızlıkları ortaya koyacak, çalışırken bize de ilgi gösterecek, iktidarla da, hatta ana muhalefetle de ilişkilerinizi ayrıca devam ettirip, onlara da baskı yapacak, onları da kendi yanınıza çekme imkânına sahip olacaksınız. Bu konudaki düşüncem bu.

Liberal Demokrat Parti olarak, tabii sizler için düşündüğümüz Hukuk Büromuz var. Hukuk Bürosu’nun hazırladığı çalışmalar yakında gün ışığına çıkacak. Bu çalışma ne yazık ki, Türkiye’deki hukuk düzeninin işlemezliğinden dolayı nasıl bir sonuç vereceğini bilmiyoruz. Yaptığımız çalışma, konuşmanın başında da belirttiğim gibi “dolandırıcılık” konusunda dava açmaktır. Bu konuda da bir çalışma yapıyoruz. Devletin sizi, herhangi bir vatandaşın, diğer bir vatandaşı dolandırması gibi… Bir hukuksal görüş üzerine çalışma yapılmaktadır. Yani emanete verilen parayı, geri almamanız halinde yapılan işlem gibi, bir dava açma hazırlığı içindeyiz. Bu dava hazırlığı bitince, hep birlikte yeniden toplanacağız. Sizin adınıza tek tek dava açacağız.

Bu davanın şimdilik sonucunu size söyleyemem, kesin bir yorum yapmak için şimdilik erken. Ne var ki, dava açılınca kamuoyu, bu olayın bilincine varacaktır. Kendisine hizmet etmiş emeklisine karşı devlet ve kamuoyu duyarsız kalmamalı. Bunun dışında, birlikte daha fazla sesinizi nasıl duyurursunuz, konusunu konuşmamız lâzım. Yani emekli vatandaşlarımız, yani sizler, toplumda sesinizi daha kuvvetli şekilde nasıl duyuracaksınız? Onu bugün görüşelim kendi aramızda. Bir çözüm yolu bulmaya çalışalım.

Kemal Kaya (İşçi Emeklisi)

Sayın Başkanım, sizin başkanlığınızda böyle anlamlı ve güzel bir topluluğa hitap etmek, konuşmak ihtiyacını duyuyorum. Yine böyle bir toplantıda konu&127;mamın güç olduğunu da biliyorum. Ancak, şuna inanıyorum. Bir insan, içinden geldiği gibi konuşursa, yüreğindekileri dışarıya vurursa, en güzel işi yapmış olur. Bu duygular içerisinde böyle konuşmak istiyorum.

Bilindiği gibi, Türkiye’de bugün 27 tane siyasi parti var. Bu 27 siyasi parti içerisinde, açıkça ifade etmek isterim; ne yazık ki, hiçbir siyasi parti işçi emeklilerinin sorunlarına Liberal Demokrat Parti kadar değinmemişlerdir. Zaten bizim, sizinle sıcak ilişkilerimizin başlamasının nedeni de, sizin dolayısıyla partinizin gerek basında, gerekse televizyonda işçi emeklileri lehine çok güzel program ve konuşmalar yapmanız, bizi destekleyen nitelikte demeçler vermeniz, bizleri size ve partinize sıcak bakmaya itmiştir.

Ancak, şurası da bir gerçektir ki, zaman içerisinde işçi emeklilerinin mücadeleleri, sınıfsal mücadelesi ancak dayanışma ile olur. Bizler kendi aramızda elimizden geldiğince bu birlik ve beraberlik içerisinde dayanışma yapmaya çalışıyoruz. Ama şurası da bir gerçek ki, diğer yandan sizin gibi bir siyasi kuruluşa ve medyanın desteğine ihtiyacımız vardır. Çünkü bizler, toplumu meydana getiren unsurların bir parçasıyız. Dolayısıyla demokratik kitlelerde bu unsurların kendi yararlarına kendi yaşam düzeylerini rahatlatmak için bir araya gelmeleri gerekmektedir.

Bizler, bütün arkadaşlarımız bir araya gelerek, Türkiye İşçi Emeklileri Cemiyeti’ni kurduk. Giderek yayılmaya başladık. Türkiye çapında örgütlendik. Şubelerde bizler, bu cemiyetin yönetimini oluşturmaktayız. Bu şubelerimizin birçok sorunları vardır. Örneğin, biraz da maddi sıkıntılardan dolayı üyelerimize ulaşmakta zorluklar çekmekteyiz. Bu zorlukların başında kendi örgütümüzün bir yayın organının olmaması gelmektedir. Böyle bir eksiklik, bizi üzmektedir. Yine üyelerimizin sosyal haklarını koruyabilmek, onların yaşam düzeylerini yükseltmek için tasarladığımız bazı düşüncelerimiz vardır.

Bizim, sizlerden istediklerimiz yasal çerçeveler içerisinde, yani hukuk kuralları ölçüsünde, birbirimize destek olmaktır.

Sizler de partinizin düşünceleri doğrultusunda, kendi yönünüzden, bizler de işçi emeklileri arkadaşlarımızın yararları doğrultusunda çalışmalar yapılacağı inancındayız. Gelecekteki güzel çalışmalarımızın yararlı ve mutlu olacağına inanıyoruz. Bu çalışmalarımızın iyi ve mutlu olması dileğiyle saygılar sunuyorum.

Tibuk : Teşekkür ederim. Demek ki, bir yayın organı sorunu var. Sesinizi duyurup kendi içinizde daha doğrusu aranızdaki iletişimi sağlamak, sorunlarınızı daha iyi duyurmak için böyle bir yayın organına ihtiyaç duyuyorsunuz.

Kemal Kaya

Sayın Genel Başkanım, sizin ağzınızdan bizim sorunlarımızın da dile getirilmesini istiyoruz. Bir çalışma yaptım, bunu isterseniz size sunabilirim. İstek ve düşüncelerimizi yansıtan, çeşitli sorunlarımızı anlatan bir ön çalışma yaptım. Bu çalışmayı okuyayım. Daha önce Liberal Demokrat Parti yayımları arasında çıkan, özenli biçimde hazırladığınız kitaplar dizisinde çıkardığınız “Bakkallar” adlı kitabınızdan esinlenerek hazırladığım bir çalışmadır. “Bakkallar” adlı kitabınızı örnek alarak üzerine “İşçi Emeklileri” diye yazdığım notlardan oluşan çalışmanın ve Türkiye İşçi Emeklileri Cemiyeti’nin kısa bir özetini şimdi size okuyacağım:

TÜRKİYE İŞÇİ EMEKLİLERİ CEMİYETİ

CEMİYETİN AMACI, ÇALIŞMA KONU VE KOŞULLARI:

Cemiyet üyelerinin her türlü haklarını korumak ve aralarında her türlü yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamaktır.

Bu amacı gerçekleştirmek için:

a) Üyelerinin veya dul ve yetimlerinin sosyal kültürel ve ekonomik yönlerden kalkınmasını her türlü hak ve menfaatlerinin korunmasına çaba harcamak.

b) Üyelerinin problemlerinin çözümlenmesinde ilgili kuruluşlar ve makamlar nezrinde teşebbüse geçmek.

c) Üyelerinden başkalarını vekil etmeye ve kurmaya yetkili genel vekâletnameler almak bu vekâletnamelere müsteniden Avukatlar tutarak üyelerinin Adli ve İdari mahkemelerdeki işlerini takip etmek ve bu suretle haklarını korumak.

d) Okul çağında ve yardıma muhtaç üye çocuklarının öğrenimlerini başarı ile tamamlayabilmeleri için olanaklar ölçüsünde yardımda bulunmak.

e) Öğrenci kurs ve yurtları açmak.

f) Yaşlı, hasta ve bakıma muhtaç üyeler için sağlık ocakları ve huzur evleri açmak ve bunları yönetmek.

g) Dinlenme kampları kurmak ve bunları yönetmek.

h) Dernekler tüzüklerinde öngörülmek ve sağlanan kârı üyelerine paylaştırmak, risturn, faiz veya başka adlarla üyelerine aktarmamak şartı ile üyelerinin, yiyecek, giyecek gibi zaruri ihtiyaç maddelerini ve diğer mal ve hizmetlerle kısa vadeli kredi ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile sandık kurabilirler.

Bu sandıkların kuruluş ve çalışma esasları İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanan yönetmelik esaslarına göre yürütülür.

ı) Cemiyet sorunlarını ilgili çevreler de kamuoyu oluşturabilmek için yasal işleme uygun olarak TRT ve basın aracılığı ile yayınlar yapmak, bildiri dağıtmak, seminer ve konferanslar düzenlemek.

i) Üyelerin oturmaları, toplanıp dinlenmeleri, eğlenmeleri ve sohbet etmeleri için lokaller açmak.

j) Amacına uygun yayın faaliyetlerinde bulunmak.

k) Emekli sorunları hakkında bilgi vermek çalışmalara istikamet verebilecek görüş ve teklifleri tetkik etmek amacı ile cemiyet şubelerinde emekli kesafetinin olduğu bölgelerinde sohbet toplantıları düzenlemek.

TÜRKİYE İŞÇİ EMEKLİLERİ CEMİYETİNİN GENEL MERKEZ VE ŞUBELERİ VASITASIYLA ÜYELERİNE SAĞLADIĞI KOLAYLIKLAR:

  • S.S.K. üst düzeyi yönetiminde cemiyet genel başkanının görev almak suretiyle S.S.K. daki kararlarda söz sahibi olunmaktadır.
  • İşçi emeklilerinin sorunlarının hükümet nezrinde halletmek için çalışmalar yapılmaktadır.
  • Emekli olacak işçi arkadaşlara muamelelerinde ücretsiz yardımlar yapılmaktadır.
  • Vefat eden işçi emeklilerinin geride kalan eş ve çocukları ile anne babalarının sorunlarına eğilinilmektedir.
  • Adres değiştiren işçi emeklilerinin maaşlarını istediği adrese yakın bankalardan almaları için yardımcı olunmaktadır.
  • Çeşitli seyahat acenteleri ile anlaşma yapılmış olup indirimli seyahat etme imkânı.
  • Çeşitli bakkal, marketlerle anlaşmalar yapılarak ucuz alış veriş imkânları sağlanmıştır.
  • Avcılar – Bakırköy – Bayrampaşa – Şişli,  Zeytinburnu ve Eyüp şubelerimiz emeklilerimize,  taksitle ithal kömür vermektedir.  

İŞÇİ EMEKLİLERİNİN SORUNLARI İLE İLGİLİ BASINDA ÇIKAN YAZILARDAN KISA ÖRNEKLER

İŞÇİ EMEKLİLERİ İNSANCA YAŞAMAK İSTİYOR

İşçi emeklileri 12 Eylül’den bugüne kadar en fazla ezilen ihmal edilen, kasıtlı olarak sorunlarına el uzatılmayan daha doğrusu bizlere sorun yaratan hükümetlerin mahkûmları durumundayız. istenen nedir? Bu insanlar ellerinde pankartlarla sokaklara mı dökülsün? Nerede hukuk devleti? Kendilerine tatlı emeklilik sağlıyorlar sizin kanınız daha mı kırmızı?

6.7.1992 Hürriyet Gazetesi, EMEKLİLERİN GÖZÜ YENİ HÜKÜMETTE – Emekliler iktidar ortaklarından seçim meydanlarında verdikleri sözlerin tutulmasını istiyorlar.

21.6.1993 Türkiye Gazetesi, EMEKLİLER PTT VE TEK’TEN CEZA YİYOR – Maaşlarımızı geç veren devlet faturaların son ödeme tarihlerini de değiştirsin.

Günaydın Gazetesi, YUNAN EMEKLİSİNE MAAŞI KAPISINDA TESLİM EDİLİYOR

SSK’NIN KADERİ – Bir toplumun geleceğini görmek için falına bakmak gerekmez. Emeklilerine ne muamele yapılıyor ona bakmak yeter!

13 Eylül 1994 Sabah Gazetesi, MEZARLIKTA EMEKLİLİK BAŞBAKANDA

EMEKLİLER KARA HAFTAYI KUTLAMADI – 30 Haziran – 7 Temmuz’da kutlanan Dünya İşçi Emeklileri Haftası kara hafta ilân edildi.

8.7.1994 Milliyet Gazetesi, YİNE KAÇ EMEKLİ KUYRUKLARDA ÖLECEK? – 27-30 Mayıs’ta yapılacak ödemeler cuma ve pazartesi günlerine geleceği için yığılmalar nedeniyle binlerce emekli kuyruklarda perişan olacak.

25.5.1994 Milliyet, EMEKLİLERDEN HİÇ OLMAZSA GECİKME CEZASI ALMAYIN – Maaşlarının geç ödenmesi nedeniyle emekliler elektrik, su ve PTT faturalarında gecikme faizi ödemek zorunda kalacak.

26.5.1994 Milliyet Gazetesi, S.S.K. DEI/LET BATIRIYOR – Milletvekilleri 2 yılda emekli olurken işçiye emekli olabilmek için 35- 40 yıl çalışma zorunluluğu getiren yasa değişikliğine tepki gittikçe büyüyor.

7.4.1995 Meydan Gazetesi, ÜYE OLMA KOŞULLARI – Medeni hakları kullanma yetkisine sahip işçi niteliğine haiz, herhangi bir Sosyal Güvenlik kuruluşundan ücret alanlar emekliler ile dul ve yetimleri asil üye olabilirler. Üyelik müracaatlarının yazılı olarak şubelere yapılması gerekmektedir.

Tibuk : Bu konuşmaları geliştirir, daha çok zenginleştiririz. İçerik bakımından işçi emeklileriyle ilgili fotoğraflar koyarız kitaba. Çarpıcı bir kitap olur. “Bakkallar” kitabını aynı yöntemle hazırladık ve geniş ilgi gördü. Bu tür yayınlar, uzun olunca genelde okunmuyor; kısa notları okumak daha kolay oluyor. Bu nedenle fazla uzun olmasına gerek yok. Sözgelimi, böyle bir kitabın elden ele dolaştırılması, sorunların gündemde kalarak sıcaklığını korumasıdır önemli olan. Bir emekli alıp okuyacak, diğer emekli arkadaşına ya da tanıdığına gösterecek ve bu kitap sizin örgütlenmenizde bir bağlılık unsuru olacak. Çünkü sizin örgütlenmeniz güçtür, ekonomiyle ilgilidir. Sizin dernek olarak zaten maddi gücünüz yok; bu tür örgütlenme ancak parayla olur. Emekliler zaten parasızlar. Yapmak istediğiniz işlerle ilgili paraya ihtiyacınız olacak. Örgütlenmek için üyelerinizi bir araya getirecek, olayları değerlendirecek, konuları anlatacak ve etkinlik yapacaksınız. Yığınların artması için gerekli eylemleri gerçekleştireceksiniz.

Büyük bir kitle var, yoksullaşan, acı çeken bir kitle… Size olan ilginin artması için bir şey düşünüyorum. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Yani sizler dahil olmak üzere, o kadar zor ve bunalımlı günler yaşıyoruz ki, millet artık bu tip bir şeye sarılacaktır. Düşüncem bu. Tabii bu da bir avantaj.

Reşit Yadigar (İşçi Emeklisi)

Bir Sosyal Sigortalar Hastanesi’ne gidiyorsunuz, muayene olmak için. Hastalığınızla ilgili bir doktora gözüküyorsunuz. Sadece gözükmek için 23 bin lira ödüyorsunuz. Diğer bir doktora gidiyorsunuz, yine aynı para alınıyor. Her emekliden 23 bin lira kesiliyor. Çalışan bunu vermiyor ama, işçi emeklilerinden bu paralar alınıyor.

Paneli izleyen basın mensupları buradayken, basından ve televizyondan da bir dileğimiz olacak. Bizim sorunlarımıza, olabildiğince yer vermeleri. Bugün, gerçekten bizler, üyelerimizin hayatlarının son dönemlerinin huzurlu geçirebilmelerini sağlamak zorundayız. Bu her şeyden önce kutsal bir görevdir. Bu kutsal görevde özellikle televizyonlarda görevli arkadaşlardan, yazılı basından, üyelerimize toplumumuza duyurmalarını istiyor ve rica ediyoruz.

Bülent Ozsulu

Kemal Kaya arkadaşımın söylediklerine birşeyler eklemek istiyorum. Bu konuda da sizin düşüncelerinizi almak, yardımlarınızı yapmanızı rica ediyorum. Ben de bir işçi emeklisiyim ama genç bir emekliyim. Bu nedenle ağabey diye hitap ediyorum. Hastanelerde, her doktora gözükmek için 23 bin lira ödemek gerekiyor. Yaşlılık nedeniyle birkaç doktora gözükmesi gereken hastalar çoğunluktadır. Her gittiği doktora 23 bin liralık ödemeden sonra muayene olması gerekiyor. Biz zamanında zaten elimize maaşımız geçmeden SSK’ya prim ve vergimizi ödediğimiz halde, hastaneye her gidişimizde bu paraları bizden niye kesiyorlar? Bizim muayene olma hakkımız değil mi? Paramızı peşin ödediğimiz halde, her gidişimizde 23 bin liralık makbuz neden kesiliyor? Yok eğer bir makbuz kesilmiş ise, o makbuzla çeşitli doktorlara muayene olmalıyız, olabilmeliyiz. Her doktor için neden yeni bir makbuz kestirelim?

Böyle bir yöntem, çalışanlara uygulanmalı. Emekliler, emekli oluncaya kadar zaten bütün ödemeleri yapmışlardır. Üstelik emekliler haksızlığa uğramışlardır. Bir de şu konuda sizin düşüncenizi almak istiyorum.

Ben bugün yeniden işe girsem, bu paranın kesilmesine katılırım, bu işin öncüsü olurum. Bu konuda sizin görüşünüzü almak isterim. Bir de 1986 yılında Süper Emeklilik yasası çıkarıldı. Süper Emeklilik için elden alınan bir para vardı. Bu paralar geri verilmedi. Bu konuda da bize nasıl bir yardımda bulunabilirsiniz?

Tibuk : Başka konuları da konuşalım,. sizler, bizi aydınlatacaksınız. Bildiklerinizden bir şeyler öğreneceğiz.

Raşit Yadigar

Size burada teşekkür etmek istiyorum. İsterdik ki, bütün siyasi partiler, işçilere, işçi emeklilerine sizin yaptığınız gibi yapsalar, dertlerimizi dinleseler, çok mutlu olurduk. Ancak, bugüne kadar böyle bir şey yapılmadı. Hiçbir pârti, bizleri hatırlamadı. Bunu ilk kez siz yaptınız, siz öncü oldunuz. Liberal Demokrat Parti, bu işin öncüsü oldu. Bunun için de teşekkür ederim.

Bundan sonra belki diğer partiler de bunları duyarlar ve işçilere, işçi emeklilerinin sorunlarına eğilirler. Bugün işçi emeklilerinin en büyük sorunlarının baçında geçim sıkıntısı gelmektedir. Bazı arkadaşlarımızın evleri vardır, bazı arkadaşlarımızın çocukları hayırlı çıkmışlardır, ailelerine yardımcı olmuşlardır.

Bazı arkadaşlarımız ise gerçekten büyük sıkıntı içindeler. Mağdur arkadaşlarımızın bazıları, geçim sıkıntıları sürerken, bir de hayırsız evlâtlarının çocuklarına bakmakla kendilerini yükümlü sayıyorlar.

Çünkü baba, ölünceye kadar babadır. Ücretler düşük ve az olduğundan en büyük sıkıntıyı geçim konusunda çekiyorlar. Aldığımız emekli maaşı çok az olduğu için İstanbul’un bir başka semtinde oturan bir yakınımızı ya da akrabalarımızı veya arkadaşımızı görmeye, görüşmeye bütçemiz yetmediğinden gidemiyoruz. Kardeşlerim, Üsküdar’da oturuyorlar, benim evim de Beşiktaş’ta. Ancak yılda bir veya iki defa onları görmeye gidebiliyoruz.

Tibuk : Üsküdar, Beşiktaş’a bu kadar yakınken?…

Raşit Yadigar

Evet bu kadar yakın olduğu halde, gidemiyorum. Demek ki, bu geçim sıkıntısından kaynaklanıyor. Emekli olmuş bazı arkadaşlarımız var, altmış, altmış beş yaşlarında olan arkadaşlarımız. Ağır geçim sıkıntılarını çektikleri için ek iş olarak iki, iki buçuk milyona başkalarının ayak işlerini görüyorlar. Bu durum da biz emeklilerin bir yazgısı. Bunca yıl çalıştıktan sonra bu da bir ödül oluyor bir yerde!…

Oysa, Sultanahmet Meydanı’na.gittiğimde görüyorum ki, bir turist dünyanın öbür ucundan kalkıp, İstanbul’a gelmiç, ancak iki bastonla yürüyebiliyor ama İstanbul’un her tarafını geziyor.

Ben, bu ülkede 30 yıl çalıştıktan sonra emekli olmuşum ama, Beşiktaş’tan Üsküdar’a geçemiyorum. Ülkemi tanıyamıyorum, ülkemin tarihi yerlerini gezip göremiyorum. Turist adam, iki bastonuyla kalkıp uzaklardan memleketime geliyor, dilediği gibi gezebiliyor. Biz emekliler, bunlardan yoksun olduğumuz için burada böyle bir üzüntü içindeyiz. İkinci sorunumuz siyasidir. Her parti seçim zamanlarında oy için, işçilere, emekçilere, memurlara, çoğunlukta olan dar gelirlilere yanaştılar, birçok vaadlerde bulundular ama iktidara geldikleri zaman sözlerinde durmadıklarını biliyoruz. Bizler çalışırken de ezilmişizdir. Emekli olunca da. Bugün çocuklarımızın aynı durumlarda olduklarını söylemeliyiz. Çalışırlarken eziliyorlar, emekli olunca daha çok ezilecekler. Ama bir grup bunların üstünde yaşama seviyesini yakalayabiliyor.

Söyleyecek çok şeyimiz var, bizi inciten, üzen şeyler var. İçimizden Parlamentoya milletvekilleri gönderiyoruz. Televizyonlarda parlamento sıralarını gördüğümüz zaman açık açık belli oluyor. On veya on beş kişiyle oturum yapılıyor. Kendi çıkarları söz konusu olunca, kendileri için bir şey çıkacağı zaman bütün partiler, aralarında hiç anlaşamayan, birbirlerini düşman gibi gören partiler, parlâmentoda hemen bir araya geliyorlar. Meselâ, bir “Kıyak Emeklilik”leri var, veto ediliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde halk arasında oylamaya konsa a/o 15 oy alamaz o kanun. Eviriyorlar, çeviriyorlar sonunda kanunu çıkarıyorlar.

Bu da bizim gibi emeklilere küfretmek demektir. Bize hakarettir. Biz de emekliysek, bizleri de kendi emeklilikleri seviyesine çıkarsınlar. Eğer biz de insanca yaşayacaksak, onlar da insansalar, seviyemiz bir olsun. Toplum içinde yaşarken, bizler de insanız, onlar da insan. Birbirimize selâm verelim…

Bundan başka, şikâyet gibi olmasın ama, bir emekli arkadaş, Çubuklu’da oturuyor. Beş altı kişilik bir aile, torunları var. Geçtiğimiz Kurban Bayramı’ndan beri et girmemiş evlerine, et yiyememişler… Sadece Kurban Bayramı’nda komşuları et vermiş.

Nasıl geçiniyorsunuz diye sorduğum zaman?

Çubuklu deresinin kenarında bulduğum boş yerlere, lahana, pırasa, ıspanak ekiyorum. Haftada iki üç defa bu sebzeleri toplayıp yiyiyoruz. Pazara gidemiyoruz. Ispanağın kilosu 20 bin lira, pazarda on bin liranın altında hiçbir şey yok. Bugün 225 veya 250 gramlık ekmek 9 bin lira. Günde dört beş ekmek yiyen aileye, arkadaşımız ne yapsın?

Biz emekliler çok dertliyiz, bu bir gerçek ama bütün bunların yanında, bir kesim daha var, durumları daha da güç olanlar. Bizim hiç olmazsa altımızda yatak üstümüzde bir yorganımız var. Ne var ki bu yorganın altında kıvranıyoruz, üstümüzü kapatmak için. Ayrıca, içimizde işsiz olanlar var. İşleri olmayanlar, sabah evden çıkıyorlar, akşam karanlığında evlerine geliyorlar, beş kuruşsuz. Böyle durumlar ister istemez ahlâkımızı bozuyor. Meselâ adamın evine aylarca ekmek girmezse, ailenin durumunu düşünün? Bağışlayın beni ama söylemek zorundayım: Adamın ya çocuğu, ya da kızı yoldân çıkıyor, veya karısı. Kendisi de başka yollara sapıyor. Suç işliyor veya suç işletiyor. Bütün bunlar hep ekonominin bizi ezmesinden ortaya çıkıyor. Biraz önce söylediniz, “enflasyon olur, devlet kazanır. Enflasyon olur, biz zarar ederiz.”

Biz zarar ettiğimiz müddetçe, hem ahlâkımız bozulur, hem de geleneksel inançlarımız zarar görür. Hem Türk olarak, hem Türk işçi emeklisi olarak, hem Türk çalışanı olarak hepimiz zarar görürüz.

Bizleri buraya çağırdığınız için, bizim dertlerimizi dinlediğiniz için size ve partinize teşekkür ederiz. Ayrıca, kendi adıma teşekkür ediyorum. Ve diğer partilerin de bu toplantıdan örnek almasını diliyoruz.

İşçi emeklisine yardım etmek, hacca gitmiş kadar sevaptır. Bu olayda sözlü ve yazılı basının, yani medyanın önem vermelerini, yaşadığımız dramatik olayları duyurmalarını istemek hakkımız diye düşünüyoruz. İçinde bulunduğumuz durumu duyurmaları sadece bizlere yardım etmekle kalmayacak, umreye gitmiş kadar sevap kazanacaklardır.

Ali Yambol (İşçi Emeklisi)

Sayın Başkan, arkadaşlarımında belirttiği gibi, bugün hastane muayenesinde doktoru görmek istediğimizde, 23 bin lira alıyorlar. Bu alınan paralar doğrudan doğruya Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı döneminde kurulmuş olan vakfa gidiyor. Eski bir bayan bakan, bu vakfı kurdu ve kardeşini de bu vakfa başkan yaptı…

Bu vakıf niçin kuruldu, ne gibi hizmetler veriyor? Bütün bunları bilmiyoruz, vakfın hiçbir yararını görmedik. Muayene için bizden kesilen 23 bin lira, sigortaya yani SSK’ya gitse, bize daha faydalı olur. Ama bunların bilinmesi, kamuoyuna açıklanması (âzım. Hiçbir açıklama gelmeyince bu paraların neden kesildiği belli oluyor?

Tibuk : Bunun için de dava açılabilir. Bilmiyorduk, bu konuyu açmanız, bunları söylemeniz iyi oldu.

Ertan Valunya (İşçi Emeklisi)

Sayın Başkanım, bizlere gösterdiğiniz yakın ilgiden dolayı, şubem adına size teşekkür etmek istiyorum. Bizim isteklerimiz çok, saymakla bitmez aslında. Ama biz burada, çok önemli olanlarını gündeme getirmek istiyoruz. Bizim en büyük eksiklerimizden biri ve belki de en önemlisi, banka sorunumuzdur. Çünkü yıllarca çalıştıktan sonra emekli olan kişiler, soğuk sıcak demeden yıllardan beri banka kuyruklarında bekliyorlar. Yaşları ilerlemiş, 65, 70, 75 yaşlarında çoğunluğu güçsüz ve hasta olan bu emekliler kuyruklarda duracak güçte olmadıkları halde canları pahasına kuyruklarda bekliyorlar bekletiliyorlar. Genç veya dinç olanlar ayakta kalabiliyorlar, kuyrukta bekliyorlar. Ancak buralarda, bunların dışında başka olaylar da oluyor. Meselâ, konu sadece banka kapısında beklemek değil, sıra geldiği zaman bankada para bitmiş oluyor. Belirli bir zamana kadar para veriliyor, para bitince yeniden başlıyor bekleme kuyruğu.

Kuyrukta bekleyen bu insanlara ne kadar işkence yapıldığını görüyorsunuz. Bu olay da insana verilen değeri gösteriyor. Bunlar da önemli. Sadece hükümette kabahati aramamak lâzım. İşçi emeklileri kardeşlerimizde de var. Sahip çıkmıyorlar olaya, çok duyarsızlar bu konuda, tepki göstermiyorlar, sahip çıkmıyorlar kendi örgütlerine, cemiyetlerine…

Bizimde hatalarımız var, en başta sesimizi duyuramıyoruz. Mümkün olduğu kadar kamuoyu yaratamıyoruz. Bizim burada sizden ricamız, tek istediğimiz, sesimizi, içinde bulunduğumuz durumu, kamuoyu yaratarak, basında, televizyonda duyurabilirseniz, bizler çok memnun oluruz. Tabii, bizimde kendimize göre çalışmalarımız var. Kemal Kaya arkadaşımızın da söylediği gibi…

Bu kitapta, işçi emeklilerinin sorunlarını gündeme getirirseniz, biz de bir emekli olarak bu kitapları banka önlerinde arkadaşlarımıza dağıtırız. Böylece, Liberal Demokrat Parti’nin “Bakkallar” kitabından sonra, emeklilere olan ilgisi de gündeme gelmiş olur.

Bu konuda şimdilik söyleyeceklerim bunlar. Teşekkürler ederim.

Metin Terlikçi (İşçi Emeklisi)

Sözlerime başlarken, bize bu imkânı sağlayan sizlere ve konuşan arkadaşlara teşekkür eder, konuşmacıların tümünün isabetli konulara değindiklerini belirtmek isterim. Müşterek konularımız olduğu ipin belki ben de aynı konulara temas edeceğim. Bizim bu yaştan sonra istediğimiz onurlu ve saygın bir hayattır. Emeklilerin toplum içinde saygın bir hayat seviyesine sahip olması en büyük isteğimizdir. En büyük problemimizin başında, Beşiktaşlı yönetici arkadaşımın belirttiği gibi geçim sıkıntısı gelmektedir. Yıllardır satın alma gücümüz hızla düşmektedir. Özellikle,1980 yılından bu yana satın alma gücümüz önemli ölçüde azalmıştır.

Sayın Başbakanımızın vaat ettiği eski emeklileri daha iyi seviyeye getirecek şekildeki “düzeltme zamları” ve yeni emeklileri de koruyacak olan zam şekli tamamen vaatlerden uzaktır. Son zamların eski emeklilerin maddi durumlarını düzeltmediği gibi, yeni emeklileri de daha kötü durumlara itmektir.

Özetle söyleyecek olursak, yüzde yüz elli enflasyon ile bir ülkede, yeni emeklileri % 37 seviyesinde yapılan zamla, eski emeklilere verilen % 60 seviyesindeki bir zam herhalde bunların satın alma gücünü düzeltmez.

Şu ana kadar yapılan konuşmalarda değinilmeyen bir konuyu, açıklayacağım. Şimdi benim açıklayacağım hastaneler konusu var. Buna değineceğim. Hastanelerde alınan 23 bin liranın dışında, asıl hastanelerde meydana gelen kuyruklar son derece vahimdir. Yaşlı insanların hastanelerde muayene olmaları için kuyruklarda bekletilmeleri başlı başına vahim bir konudur. Karşılaşılan işlemler de dayanılmaz boyutlardadır.

Hastane içinde bir de tanıdık kimse yoksa, içeri girip bir sıra numarası alması bile imkânsızdır. Hastanede çalışan doktorların özel muayenelerinden geçmeden, hastanelerde tedavi edilme imkânı yoktur. Kendimde kalp hastasıyım ama hastaneye gidemiyorum. Bir doktor vizitesinin tutarı en az bir milyon olduğuna göre, ayda dört milyon alan bir hastanın doktora önce muayene olup, sonra hastaneye gitmesi çok zordur. Büyük bir kesim SSK hastanelerinde tedavi olabilmesi için önce doktor muayenesinden geçerek hastaneye gidiyor izlenimleri vardı. Buna niçin siyasi partiler, sendikalar, yazılı ve sözlü basın önemle üzerine düşmüyorlar? Bu olay emeklilerin yani bizim gücümüzün üstündedir. Halledilmesi için mücadele edilmesi gereken bir konudur. Bu konu üzerinde durulmalıdır. Bu çarpık durumun düzeltilmesi bizim en büyük dileğimizdir.

İbrahim Erten (İşçi Emeklisi)

Ben de burada söylenmeyen ikinci bir konuya değinmek istiyorum. Banka kuyruklarında, kaç para alacağımızı, ne alacağımızı sorduğumuz zaman banka görevlileri tarafından söylenmiyor. Arkadaşlarımız emekli maaşları ile ilgili devamlı hesap yapmaktadırlar. Kuyruklara giren emekli, aylığını alırken, vergi iadesiyle birlikte maaşını almakta. İkinci ay maaşını alan emekli, maaşımdan şu kadar para kesildi, bu ay eksik aldım diyor. Devlet emekliye o aylık maaşını küçük bir not olarak bildirse, emekli için çok iyi olur. Sigorta Kanunu ile ilgili konuları bilmiyoruz. ama duyduğumuza göre SSK’da kurulan vakıflar aynen mülkiyet gibi kuruculara intikal ediyor, tıpkı anadan-babaya, babadan oğula geçer gibi. Bu vakıflar SSK’nın bünyesi içinde kurulmuştur. Buna rağmen siyaset yapan bir kuruluş haline gelmiştir. Şişli’de SSK Hastanesi’nde milyonlarca lira değerindeki alet çürümeye bırakılmıştır.

Ankara’da eski bir bayan bakanın kardeşi, bir büyük garaja ortak, ikinci bir iş olarak garaj işletmeciliği yapıyor. Bütün bunlar, işçilerin, işçi emeklilerinin sırtından çıkıyor. Doktorlar, eczacılar, hemşireler ve başkaları… Bunların hepsi maaşlarını SSK’dan alırlar, emekliler kesenekleri Emekli Sandığı’na yatırırlar. Memurlar dahil hepsi Emekli Sandığı’nın üyesidirler. Ama maaşlarını SSK’dan alırlar…

İkincisi, SSK’nın birçok dinlenme kampları var. SSK’ya bir kuruş vergi ödemeyen, memurlar, eczacılar, doktorlar, hemşireler, müdürler o kamplardan yararlanırlar. SSK’ya vergi ve keseneklerini ödeyen işçiler, o kamplardan sosyal tesislerden yararlanamazlar. Bizlerin maaşlarından kesilen paralarla yapılan bu tesislerde, Emekli Sandığı’na bağlı olanlar yararlanıyorlar. Meselâ, Beşiktaş’ta Çırağan’ın karşısındaki sosyal sigortalar kurumuna ait bu tesislerden biz işçi emeklileri faydalanamayız.

Karaköy’de, Üsküdar’da ve Unkapanı’nda bulunan bu anlattığım sosyal tesislerden faydalanamıyoruz. Bizlerden kesilen paralarla yapılan bu sosyal tesislere gidemeyiz, kalamayız. Bu sosyal tesislerden faydalanmak isteriz ama ne yazık ki, sesimizi duyuramıyoruz. Sosyal sigortalara ait kamplarımız var. Yaşlılığımızda olsun faydalanamıyoruz, gidip böyle yerlerde dinlenemiyoruz. Öğretmenlerin, subayların, PTT çalışanlarının ve daha başka birçok kuruluşun böyle yerleri var. Çalışanları, emeklileri herkes bu çeşit sosyal tesislerden faydalanıyorlar, bize gelince yok.

Kemal Kaya

Biraz da biz işçiler, işçi emeklileri olarak, bütün bunlara hiçbir tepki göstermediğimiz, yasal hakları aramadığımız için suçluyuz. Bütün bunların peşini bırakmayalım hesabını soralım.

Raşit Yadigar

Ayrıca, bir küçük konuya temas etmek istiyorum: Biz geçim derdine düştük. Bizler işçi emeklileri, bizim isteğimiz büyük birşey değil. Hiç olmazsa, meselâ bir kesim sekiz bin lira alırsa, ben beş bin lira alayım. 0 alıyor sekiz dokuz bin lira, ben alıyorum üç bin, dört bin lira… Ben 29, 30 yıl bilfiil prim ödemişim; o dokuz bin lira alır, bense üç bin lira alırım.

30 yıl çalıştıktan sonra emekli oldum, 3200 lira alıyorum, şimdi 4200 oldu. İşçi emeklileri arasındaki farkı biraz aşağı indirseler, bir anlamı olur aradaki fark ortadan kalkardı. Ben bunu Başbakan Çiller’e de söyledim. Ancak durum yine değişmedi. Yüzdeye vurunca bu farktan dolayı o 3 milyon alırken, ben 300 bin lira alırım. Biz ekmeği 9 bin liraya alırız, o da. Bu tanrıdan reva mı? Biz emeklilerin bir seviye değil de hiç olmazsa bir ortalamasını bulsunlar istiyoruz.

Adam 15 yıllık sigorta primleri ödemiş, ben 29 yıllık sigorta primi ödemişim. 015 yıl elden ödemiş, ben 29 yıl devlete prim ödemişim, o benden fazla alıyor. Ben 1980’den önce ödediğim için, o benden fazla para alıyor. Bu yanlışlıkların giderilmesini istiyoruz.

Tibuk : şimdi çok önemli bir mesele var sizinle ilgili olarak. Bizim toplumun çok az kesimi dışında, dediğim gibi toplumumuzun çok küçük kesimi faizden para kazanıyor. Meselâ 50 bin, 100 bin kişilik kesim dışında, toplumun büyük bir bölümü mağduriyet içinde.

Sizin çok önemli bir yanınız var, sizler bir yerde bize emanetsiniz. Yani ilerde on yıl sonra Türkiye çok zengin olacakmış, hepinize uzun ömürler dilerim; siz zengin olmayacaksınız ki? Diğer katmanlar için bu bir değer ifade eder. Gençler için on yıl ümittir.

şimdi sürünelim, ezilelim de on yıl sonra feraha çıkarız. Sizler için böyle bir şey söylememiz mümkün değil. Oysa sizler toplumun emanetlerisiniz. Sizi çok acilen en iyi ve mutlu şekilde yaşatmak toplumun görevidir. Ama buradaki problem, emeklilerin organize ağırlıklarının olmayışıdır. Ağırlığınızın yeterli olmayışının bir nedeni vardır. İyi organize olup, büyük ölçüde ağırlığınızı koysanız, birçok problem daha kolay çözülürdü. Ama asıl problem, memleketin idaresinde, yanlışlıklarından dolayı memleketin yoksul olmasıdır. Yoksul bir ülke olunca, devlet herkesten kırpıyor; tabii bu arada en sessiz kesim olan sizlerden daha çok kırpıyor. Bu kesime daha büyük haksızlık ediyor.

Bir baba düşünün, yanlış işler yapıyor; para kazanamıyor, bu yüzden çocuklarına az para veriyor, evine para ayırıyor veya çocuklarına hiç para vermiyor. Eğer, çok ağlıyor, sızlıyorsa, çocuğa biraz daha fazla para veriyor. Problem, babanın yanlış işler yapmasından, para kazanamamasından kaynaklanıyor. Tabii çok para kazanırsa baba, bütün çocuklarına verecek parayı ve böylece problem kalmayacak. Problemin esası bu. Ama dediğim gibi, bu problem çözülsün de sizin sorularınıza çözüm yolları bulunsun diye bekleyecek bir durum da yok. Toplum da size karşı görevini yapmalı.

Babür Benderlioğlu

Toplumda çok geniş anlamda sendikalaşma eğilimi var. Ama buradaki problem, emeklilerin organize ağırlıklarının, azlığındadır. İyi organize olup ta çok ağırlıklı olsanız, birçok problem daha kolay yola girer, yani daha kolay çözümlenebilir. Ama asıl problem, memleketin idaresinde yanlışlıklardan dolayı memleketin yoksul olmasıdır. Yoksul bir ülke olunca, herkesten kırpıyor tabii bu arada en sessiz olandan daha çok kırpıyor. Ona daha haksızlık ediyor.

Tibuk : Değerli arkadaşlar, bütün bu sorunlar ve problemler, çok acil problemler. &127;ok güzel konulara temas ettiniz. Bütün ahlâksızlıklar hep fakir olan yerlerde yeşerir. Yani insanlar, sizin söylediğiniz gibi çok mağdursa, çaresizse bir süre sonra kötü yola sapar. Gayri kanuni işlere yönelir. Fakat yine de Türk milleti sağlam karakterlidir. Biz şükredelim, Türkiye çok sağlam bir kumaşa sahip. Sizler de çok sağlamsınız. Aile yapınız sağlam, akrabalık sağlam, yoksa, Türkiye’de büyük karışıklıklar olur. Büyük oranda suç işlenir, büyük oranda cinayetler olurdu. Bunlar işte bizim aile yapımızın sağlamlığı. Dinimize, örf ve adetlere bağlılığımız, müesseselerimize bağlılık, hep bunlarda oluyor. Koskoca ABD, zengin bir ülke olmasına rağmen, orada o kadar çok şehir suçu var ki, çocuklar babalarını dinlemiyorlar. Şehir suçlarından dolayı, şehirlerde sokağa çıkmaya imkân yok. Allahtan bizim insan kumaşımız çok sağlam. Bütün bunlara, birçok kötülüklere, suç işlemeye sapmadan, ahlâki çöküntüye uğramadan toplumumuz birliğini koruyor. Çünkü ahlâki çöküntü Türkiye’de çok az.

Böyle sağlam kurumlarımız olmasa, dinimize böyle bağlı olmasak, örf ve adetlerimize bağlılığımız, aile düzenimiz olmasa, ahlâki çöküntü Türkiye’de anormal boyutlara tırmanır. Şimdilik bu nedenlerden dolayı pek büyük problemlerimiz yok. Her zaman söylüyorum. Yeri gelmişken bir daha söyleyeyim: Bir başka yanımız da, bize çok büyük rahatlık veren kahvehanelerimizdir. Canımız sıkıldığında, kahveye gidiyoruz, çay içiyoruz, arkadaşlarımızı görüyoruz, tavla oynuyor veya izliyoruz. Memleketten gelen arkadaşlardan yeni haberler alıyoruz. Bir rahatlama geliyor kahvede.

Bunlar da olmasa ne olacak? İyi bir yönü de ülkemizin özel televizyonlarının oluşu. Özel televizyonlar, bir yerde sadece bir tek elektrik masrafına evde bir rahatlık, bir huzur getiriyor. İstediğin kanalı açıyor, dilediğin programı izliyorsun. Eskiden öyle değildi. Bir düşünün, beş altı yıl önce sadece bir TRT vardı. TRT ne program verirse, sıkıla sıkıla hep onları izlerdik. Şimdi özel televizyonlar devreye girdiler, hiç yatırım yapmadan. Birden bire yeni yeni kanallar çıktı. Bir kanala basıyorsun, istediğin şarkıcıyı veya programı izliyorsun. Bir başka kanalda bir komedyen görüyorsun. İnsanın hiç değilse içi rahatlıyor. Bu da bir fayda sağladı Türkiye için. Özel televizyonların insanların rahatlamaları için. Yoksul ailelerde hatta ailelerin çoğunluğunda problemler ve sorunlar yaşanıyor. Özellikle günlük hayatın getirdiği bunalımdan, stresten… Okuldan gelen çocuğun, üstü başı yırtılmış, bu ve buna benzer sorunlar yaşanıyor. Bu özel televizyonlar gerçekten böyle stresleri geçici olsa da ortadan kaldırıyor. Aile içindeki, tartışmaları, gürültüyü, patırtıyı azalttığı gibi psikolojik olarak bir rahatlama getiriyor…

Kemal Kaya

Ekonomik imkânı olan, ailesini alıyor, gazinoya, eğlence yerlerine götürüyor. Maddi imkânsızlıklar yüzünden biz emekliler evlerinde kalıp bu televizyonlardan faydalanıyorlar.

Tibuk : şimdi bütün problem, zengin olması gereken bir ülkenin yani Türkiye’mizin yoksul olmasından kaynaklanıyor. Yani varlıklı bir ülke durumundaki Türkiye’de insanın hafızası almıyor, düşündükçe, insanın asabı bozuluyor. Türkiye, Allah’ın unuttuğu bir yer olsa; bu millet de uyuşuk, pasif bir millet olsa, “bu bir yazgıdır. İşler de böyle gider” dersiniz ve işin içinden çıkmaya çalışırsınız.

Öyle değil, ülkemizin yeri, dünyanın en güzel yerinde, tam yol üstünde. köşe başını tutmuş gibi, coğrafi durumu da çok uygun bir yerde. Asya’yı, Ortadoğu’yu, Avrupa’ya bağlayan, başta tarihi zenginlikleriyle birlikte, her türlü zenginliğe sahip bir ülke,

Köşe başı benzetmesini şunun için yapıyorum: Mahallenizde, bazı bakkalın yeri tam köşe başındadır ve müşterilerin en çok uğradığı bir alış veriş merkezi olur. Veya köyün en sulak arazisinin sizde olması gibi. Durum değişik, sen yoksulsun, köydeki arazi sahibi zengin. İnanılır gibi değil. Almanya’nın İsviçre’nin bizden zengin olması. Millet olarak çalışkanız, kalenderiz. Bütün sorun, sistemin kötülüğünden geliyor.

Daha önce de söylediğim gibi, uzun vadede bu sistem düzelecek, ondan sonra sizin de durumunuz düzelecek diye uzun vadeli şeyler söylemiyorum. Ama ana problem bu. Aile babasının iyi bir yere yatırım yapmayıp zarar etmesi ne ise, bugün bizim devletin durumu da budur. Biraz akıllı davranılsa, biraz da sabırlı olunsa, insanları devlet rahat bıraksa; her işi ben yapacağım diye parayı alıp çarçur etmese, ekonomik durum elbette ki, düzlüğe çıkardı.

şu sizin emekliliğiniz var ya? Bu emeklilik işini özel bir kuruluş alsa bu problemleriniz olur muydu. AlIahaşkınıza?

AYLIKLARI SOSYAL SİGORTALAR KURUMUNCA ÖDENEN EMEKLİ DUL VE YETİMLERE KREDİLİ KÖMÜR VERİLMESİ İLE İLGİLİ PROTOKOL (1995) YILI

Madde:1 İşin Mevzuu: S.S.K. Sigorta Müdürlüğü bulunan il ve İlçelerin Belediye hudutları dahilinde ikamet eden SSK Emekli Dul ve Yetimlerine 31.10.1995 tarihine kadar müracaat etmeleri kaydıyla, bedeli SSK tarafından 6 eşit taksitte Kurumumuza ödenmek üzere üretim ünitelerimizden FOB olarak kömür verilmesidir.

Madde: 2 Katma Değer Vergisi: FOB (İşletmede teslim) esasına göre verilecek kredili kömürlerin Katma Değer Vergisi kömür alan Emekli Dul ve Yetimlerce peşin olarak yatırılacak ve 1’den fazla çek verilmeyecektir.

Madde: 3 Siparişte Bulunma: Kömür siparişleri en son 31.10.1995 tarihine kadar kabul edilecektir. Bu nedenle siparişe esas tüm işlemlerini tamamlayan ve müracaatta bulunulduğu tarihteki FOB cari satış ton fiyatları üzerinden, kömürlerin KDV tutarını peşin olarak yatıran Sigorta Müdürlükleri adına (Emekli, Dul ve Yetimler için) siparişler kabul edilebilecektir. Bu tarihten sonraki müracaatlar dikkate alınmayacaktır.

Madde: 4 Fiyat: Kömürlere siparişe bağlandığı tarihteki FOB cari satış ton fiyatı uygulanacak ve bu fiyat 31.12.1995 tarihine kadar teslim edilecek kömürler için geçerli olacaktır.

Madde: 5 Kömür Teslimatları: Kredili olarak bu protokol şartlarına göre siparişi kabul edilen kömürlerin takvim yılı sonu itibariyle teslim alınması zorunlu bulunmaktadır. 31.12.1995 tarihi itibariyle teslim alınmayan kömürlere ait siparişler iptal edilecektir.
FOB (ocak teslimi) esasına göre süresi içinde verilecek kömürlerin, nakliye mutemedine teslim edilerek ocak çıkışı yapıldıktan sonraki masraflar alıcıya ait olmaktadır.

Madde: 6 Ödeme: a) SSK…… …….. …… ……Sigorta Müdürlüğü’nce tanzim edilen çek tutarlarına karşılık TKİ Üretim Müesseselerinden FOB olarak alınan kömür bedellerinin ilk taksiti, çekin tanzim edildiği tarihi takip eden aydan sonraki aydan itibaren aylık ve gelirlerinden 6 eşit taksitte kesilecektir.

b) Kömür taksitleri tutarı SSK Genel Müdürlüğü tarafından her ay kömür aldığı Müessesenin Banka hesabına ait olduğu üretim Müessesesi belirtilerek tek kalemde yatırılacaktır.

c) Her ne suretle olursa otsun ödemelerin süresi içinde (çekin tanzim edildiği ayı takip eden aydân sonraki aydan itibaren) yapılmaması halinde bu tarihten itibaren ödenmeyen borç miktarı için aylık % 12 faiz (mücbir sebepler, ölüm, tabii afetler vs.. gibi haller dışında) uygulanacak ve SSK Genel Müdürlüğü’nden tahsil edilecektir.

Madde: 7 İhtilaf Hali: İşbu Protokol’un uygulanmasından doğabilecek her türlü hukuki ihtilafları halletmeye Ankara Mahkemeleri ve İcra Daireleri yetkili kılınmıştır.

Madde: 8 Bu Protokol bir tarafta Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü ve diğer tarafta Türkiye Kömür işletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü arasında tüm madde hükümleri üzerinde mutabakata varılmak suretiyle 17.04.1995 tarihinde 2 nüsha olarak tanzim ve imza edilmiştir.

TÜRKİYE İŞÇİ EMEKLİLERİ CEMİYETİ Genel Merkez: İzmir Cad. Necipbey Ap. No: 22 Kızılay/ANKARA
Tel : (312) 417 0257 Faks: (312) 417 4208