Sayfa Menüsü
TwitterFacebook
Kategori Menüsü

Ekonomi

II. Ekonominin İşleyişi

Liberal ekonomide ekonominin itici gücü, serbest piyasa düzeninde özgürce işlev gören birey ve bireysel girişimlerdir.

Liberal Demokrat Parti, bireysel yeteneklerin rekabete dayalı liberal sistemde en iyi şekilde değerlendirileceğine; bireyin ve toplumun yaratıcı gücünün, dinamik müesseselerin özgürce oluşmasının başlıca nedeni olacağına içtenlikle inanmaktadır.

Liberal modelin benimsenmesi sonucu gelişecek sosyal ve ekonomik yapı, insan refah ve mutluluğunun en sağlam teminatı olacaktır.

Liberal anlayışa göre, devletin ekonomiye müdahale etmesi yani, devletçilik, devlette çalışan memurlar ve işçiler de dahil olmak üzere, herkesin ve toplumun aleyhinedir. Neden?

Doğası gereği olarak devlet, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir sistemde kaliteli ve ucuz mal, hizmet üretemez; üretememiştir. Üstelik, ürettiği pahalı mal/ hizmetin faturası da, yüksek vergilerle yine bireye ve topluma yansır.

Devletin bu şekilde oluşturduğu sınırlı ve kısıtlı “pasta”, toplumun her düzeyindeki bireye yine, son derece sınırlı ve adil olmayan biçimde dağılmaktadır.

Rekabete dayalı liberal ekonomide devlet, sanayi ve ticaret dahil, hiçbir ekonomik faaliyet içinde yer almaz; ekonominin işleyişine hiçbir şekilde müdahale etmez.

Devlet, özel sektörün paraya tahvil edemeyeceği, kâr edemeyeceği (örneğin, altyapı) projelere girebilse de; bu durumda dahi, özel sektörün olanakları sonuna kadar araştırılır ve bu tür yatırımları da özel sektörün üstlenebilmesinin yolları araştırılır, bunu teşvik edecek sistemler geliştirilir.

Öngörülen bu sistemde devletin büyük bütçelere gereksinimi yoktur ve dolayısıyla, enflasyonist ortam oluşmaz, vergiler makul düzeylere iner.

Liberal Demokrat Parti Türkiye’nin iç ve dış pazarlarda rekabet gücünün artması için, finansal, mali vb politikalarda köklü yapısal düzenlemelere gidilmesini başlıca hedefi olarak görmektedir.

Yakın Geçmiş

Ekonominin belirleyicisi siyasi irade yani, siyasi tercihlerdir. Bu bakımdan, yakın geçmişimize bir göz atmak, hangi siyasi tercihlerin ekonomimize nasıl yansıdığını değerlendirmek gerekir.

Liberal Demokrat Parti aşağıda yer alan değerlendirmelerinde yer yer gelmiş geçmiş iktidarların eleştirisini zorunlu olarak yapacaktır. Ancak, bilinmelidir ki, biz dün ile değil, bugün ve gelecek ile ilgiliyiz çünkü, Türk insanı ve Türk halkının dünden aldığı dersini tamamladığına ve artık, yarın ile ilgilendiğine inanıyoruz.

Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllar ve çok partili parlâmenter düzene geçtiği dönemde Türkiye, ekonomisinde görece gelişmeler kaydetmekte birlikte, 80’li yılların başına kadar tümüyle kapalı bir düzende, devletçilik anlayışı ile yönetilmiş; bu nedenle de, hızla gelişen dünyanın kalkınmakta olan ülkeler grubundan bir türlü çıkamamıştır.

II. Dünya Savaşı’nı izleyen yılların hızlı ekonomik kalkınma için sunduğu olanaklar, maalesef değerlendirilememiş; dönemsel olarak görece hızlı kalkınma iki ayrı dönemde yaşanmıştır: 50’li ve 80’li yıllarda Demokrat parti ve Anavatan hükümetleri dönemlerinde.

Türkiye’nin çok partili parlâmenter sisteme geçişini de, 1950 öncesi sergilediği yapıcı muhalefet üslûbu ile önemli ölçüde kolaylaştıran Demokrat Parti, 1950-54 arasında bir dizi liberal ekonomi politikasını yürürlüğe koymuştur.

Bu noktada, Cumhuriyet tarihinde ilk kez Türk halkı ve Türk insanına girişim yeteneğini ispat etme. şansı veren bu dönemin politikacılarını, başta Adnan Menderes olmak üzere, minnetle andığımızı belirtmek isteriz.

Dünya ticaretinin geliştiği ve genişlediği 60 ve 70’li yıllarda göreve gelen hükümetler DP ile başlayan bu liberalleşme hareketini devam ettirememiş ve bu dönemde Türkiye, hızla kalkınan Güney Kore gibi ülkelerin bile gerisinde kalmıştır.

80’li yıllarda ANAP hükümetlerince gerçekleştirilen bazı köklü reformlarla ülkemiz ekonomisi ilk kez dünyaya açılmış; benimsenen rekabete dayalı serbest piyasa düzeninde Türkiye, dünyada korumacılığın arttığı bu dönemde bile, hızlı kalkınma imkânına kavuşmuştur.

80’li yıllar Türk insanının ve halkının girişimci, cesur, yaratıcı, yetenekli ve üretken kimliğinin adeta sınavdan geçmesine yol açmış ve Türkiye bu sınavı başarıyla vererek, tümüyle, özgür, dünyaya açık bir düzende mucizeler yaratabileceğini kanıtlamıştır.

Bu noktada da, dönemin politikacılarını başta Turgut Özal olmak üzere, minnetle andığımızı ifade etmek isteriz.

Ancak, 80’li yılların belki de siyasi koşulların dayattığı temel zaafı, yine devletçilik anlayışının tam anlamıyla terk edilememiş olmasıdır.

Bu dönemde devlet piyasalara müdahalesini sürdürmüş; yer yer bireysel girişimin, özel sektörün en çetin, en acımasız rakibi olarak ekonomide rol almıştır.

Özelleştirme programı başlatılmakla birlikte, tamamlanamamıştır. Sosyal devlet aldatmacası ile gerçekleştirilen altyapı ve savunma projeleri ile, görüntüde devlet ama, sonuçta bu ülkenin insanları, altından kalkılamayacak boyutlarda iç ve dış borca mahkûm edilmiştir.

Yine aynı dönemde, rekabete dayalı serbest piyasa düzeni ve dünyaya açılmanın gerektirdiği ve ekonomik olduğu kadar, siyasi ve idari yapısal reformlar da istenilen ölçüde gerçekleştirilememiş; anayasa, devlet yönetimi, bürokrasi, mali ve finansal kurumlar vb konularda köklü düzenlemeler yapılamamıştır.

80’li yılların sonu ve 90’lı yılların başından itibaren yaşanılan siyasi istikrarsızlık, ekonomik yaşama dev aynasından yansırcasına, yansımış; özellikle, ekonomide varılan noktadan doğru kararlarla ivme şansı heba edilmiştir.

Komünist bloğun çökmesi ile Türkiye’nin önüne çıkan eşsiz fırsatlar değerlendirilememiş; ne siyasi ne sosyal ne de ekonomik alanda kararlı ve cesur adımlar atılamamıştır.

Bugün

Bugün, devletçilik anlayışının bir ürünü olan kamu borçlanması, kabul edilemez boyutlara çıkmış; 80’li yılların sonunda %26’lara ulaşan ulusal tasarruf hızla düşmüştür. Bunun anlamı, devletin borçlanma gereğinin, ekonominin tüm tasarruflarından fazla olmasıdır.

Uygulana gelen ekonomik sistemde neye güvenerek yapıldığının anlaşılması zor olan bu büyük borcun tamamı, tüm vatandaşlarımızın sırtındadır ve onlar tarafından ödenmesi beklenmektedir. İşin dramatik yönü, yaratılmış bulunan ortamın vatandaşlarımızın girişim gücünü, yaratıcılığını, üretkenliğini tümüyle köreltici mahiyette olmasıdır. iş yapmak, üretmek çok zor hatta, imkânsız hale getirilmiştir. Özelleştirme konusu ise hâlâ sürüncemededir.

Vergiler son derece adaletsiz ve gerçekçilikten uzak bir sisteme oturtulmuş olması nedeniyle, gerçekleştiği oranlarda toplanamamaktadır. Oluşan vergilerin tümünün toplanabilmesi halinde bile, devlet iç borçlarının sadece bir bölümünü karşılayabilecektir. Özetle: Bugün Türkiye siyasi ve sosyal alanlarda olduğu gibi, ekonomik alanda da çok ciddi bir istikrarsızlık dönemine, bir kez daha girmiş bulunmaktadır. Dahası, ülkemiz Cumhuriyet tarihinin en ağır, en buhranlı, çöküntülü yıllarını yaşamaktadır.

Böylesi bir ortam, tartışmasız biçimde ekonominin itici gücü olduğuna inandığımız, üretkenliğinden medet umduğumuz bireyin, özel girişimcinin elini, kolunu bağlamakta; üretkenliği yok etmekte; özel girişim üzerinde caydırıcı rol oynamaktadır.

Sokaktaki insan çaresiz, mutsuz, endişeli ve karamsardır. Bireysel ve toplumsal huzur ve mutluluk her zamankinden daha uzak görünmektedir. Oysa, ülkemiz öz kaynakları itibariyle (bk. Genel Değerlendirme) çok kısa sürede dünyanın lider ülkelerinden birisi olabilecek potansiyele sahiptir. Devlet yönetiminde ve ekonomik sistemde köklü reformlar yapmamız; bireye değer veren, bireyi ön planda tutan, bireyin yaratıcı ve üretken gücüne içtenlikle inanan yepyeni bir sistemi, liberal sistemi, cesur kararlarla, tam anlamıyla hakim kılmamız; genç ve inançlı kadrolarla yürüterek, geliştirmemiz gerekmektedir.

Liberal Demokrat Parti, ekonomik gelişmenin amacının da, aracının da insan olduğu anlayışı ile, bireyin ve bireyin oluşturduğu kurumların tam anlamıyla özgür, özgür olduğu kadar akılcı bir ekonomik sistemin kurulmasını hedef almakta; bu amaçla ülkemiz ekonomisini yeniden yapılandırmayı amaçlamaktadır.

II.l. Ekonomide Devletin Yeri

II.l.l. Devlet icra etmez, yönetir. Bu anlayışla, devlet hiçbir ekonomik faaliyet içinde yer almayacak, rol oynamayacaktır. Böylelikle, devletin harcamaları azalacak; yüksek enflasyona yol açarak, ekonomiyi felç eden kamu açığı yani, devletin iki yakasını bir araya getirememesi durumu ortadan kalkacaktır.

II.l.2. Devletin çalışması her düzeyde verimlilik esasına dayandırılacak; sınırlı sayıya indirgenecek ve orada tutulacak olan kamu personeli, üretkenlik ve başarı esasına göre, hak ettikleri düzeyde ödüllendirilecektir.

II.l.3. Merkez Bankası’nın görevi sadece ve sadece ekonominin ihtiyacı kadar para basmak olacaktır.

II.l.4. Bütün kamu iktisadi kuruluşları (KİT’ler) özelleştirilecek; rasyonel çalışması mümkün olmayanlar, kapatılacaktır.

II.l.5. Devletin ekonomideki başlıca görevlerinden biri, serbest piyasa düzeninde rekabete dayalı sistemin işleyişini yasalarla güvence altına almak; diğeri ise, tekelleşme ve tröstleşmeyi engellemek olacaktır (bk.l.2.4.). Girişimciyi olduğu kadar, tüketiciyi korumaya dönük bu görevini devlet yasal düzenlemeler ve bağımsız, etkin yargı tesisi ile ifa edecektir.

II.2. Vergi ve Teşvik

II.2.l. Gerek iç, gerek dış finansman sektörleri tümüyle vergiden muaf tutulacaktır. Böylelikle, finansman maliyetlerinin düşürülmesi ve ekonomik aktivitenin canlandırılması öngörülmektedir.

II.2.2. Vergilendirmede esas, belirli bir sektör için haksız rekabet yaratmamaktır.

II.2.3. Vergi mevzuatı basitleştirilecektir. Vergiler genel olarak % 10 seviyelerine düşürülecek ve böylelikle, vergi verme özendirileceği gibi, kapsamı da yaygınlaştırılmış olacaktır.

II.2.4. Vergi denetimi ve vergi toplama işi özel kuruluşlar aracılığı ile ve en etkin yöntemler kullanılarak, gerçekleştirilecek; vergi ödememenin cezası ağırlaştırılacaktır.

II.2.5. Progresif vergi (gelir dilimine göre tahakkuk ettirilen vergi) uygulaması kaldırılacaktır.

II.2.6. Teşvikler kaldırılacak; bu amaçla kurulmuş bulunan DPT dahil, tüm kamu kuruluşları kapatılacaktır.

II.2.7. Yöresel ve sektörsel teşvik, vergi politikaları ile sağlanacaktır.

II.2.8. Yerli ve yabancı medya ve kültür sektörleri tümüyle vergiden muaf tutulacaktır. Böylelikle, Bilgi Çağı’na uyum hızlandırılacak; özellikle yabancı medya, kültür kurum ve kuruluşlarının Türkiye’yi merkez edinmeleri özendirilecektir. Bu ortamın yaratılması ülkemizin dünya ile entegrasyonu ve imajı bakımından son derece yararlı olacaktır.

II.2.9. Vergi ile teşviklerde devlet, süre taahhüdü vermekle yükümlendirilecektir.

II.3. Mali Piyasalar ve Sigortacılık

II.3.l. Bankalar ve finans kurumları gibi, halkın tasarruflarını ekonomiye kanalize eden kuruluşlar vergiden muaf tutulacaktır (bk II.2.l.) Bu kuruluşlar sadece yıllık kârları üzerinden gelir vergisi ödemekle yükümlü olacaklardır.

II.3.2. Mali piyasalara yönelik uygulamalarda temel amaç, mali piyasalarda rekabetçi ortamın gelişmesidir.

II.3.3. Bu anlayışla, piyasa mekanizmasının işleyişi ve işleyiş kuralları tüm mali piyasalara egemen kılınacak; para ve sermaye piyasaları ile, bu piyasalara özgü kurum ve kuruluşlar bütünlük içinde ele alınarak, yeniden yapılandırılacaklardır. Mali piyasalara güvenin pekiştirilmesini de öngören bu anlayış, bu piyasaların ekonomiye kaynak aktarımı gibi, asli işlevlerini en iyi şekilde yapmalarını sağlayacaktır.

II.3.4. Türkiye mali piyasalarının dünya mali piyasaları ile bütünleşmesi sağlanacak; bu piyasalarda yatırımcının korunmasına dönük tüm düzenlemeler yapılacaktır.

II.3.5. Sermaye piyasalarını geliştirmek ve bu piyasalara istikrar kazandırmak amacıyla, şirketlerin halka açılmasını kolaylaştıracak mevzuat değişiklikleri yapılacaktır. Bu durum ise sermayenin tabana yayılmasına ve gelir dağılımının düzelmesine katkıda bulunacaktır.

II.3.6. Türkiye sermaye piyasası, uluslararası standartlara kavuşturulacaktır. Bu yolla piyasanın açıklık, güven ve istikrar içinde işlemesi temin edilecektir.

II.3.7. Halkın aydınlatılması ve bilgilendirilmesi amacıyla, yatırımcıların karar alma sürecinde kullandıkları bilgilere doğru ve düşük maliyette ulaşmasına yönelik düzenlemelere gidilecektir.

II.3.8. Yatırımcıların, mali kuruluşlar karşısındaki haklarının korunmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılacaktır.

II.3.9. Kamu bankaları özelleştirilecek, devlet bankacılık ve finans sektöründen çıkarılacaktır. Banka mevduatları, özel sigorta şirketleri tarafından sigortalanacak; her banka, mevduatının hangi sigorta şirketi tarafından ve ne kapsamda sigortalandığını halka ve mudilerine açık biçimde duyuracaktır.

II.3.10. Mevduatını sigorta kapsamında bulundurmayan bankaların faaliyetine izin verilecek ancak, bu bankaların da mudilerini bu bağlamda en açık biçimde bilgilendirmeleri koşulu getirilecektir.

II.3.11. Banka kurmak kolaylaştırılacak; bankalar isteyen herkes tarafından, herhangi bir şirket gibi özel izin alınmaksızın kurulabilecektir.

II.4. Dış Ekonomik İlişkiler ve Yabancı Sermaye

II.4.I. Dış ekonomik ilişkilerde öncelik, Türkiye’nin sınır komşularına verilecektir. Liberal Demokrat Parti, komşularımızın refah ve mutluluğunun, kendi refah ve mutluluğumuz kadar önem taşıdığına inanmaktadır.

II.4.2. Aynı anlayışla, gümrüklerin tümüyle kaldırılması esas olmakla birlikte öncelikle sınır ticareti serbest bırakılacaktır.

II.4.3. Dünya ülkeleri ile ekonomik ilişkiler genel olarak liberal politikaların oluşturacağı çerçeveye oturtulacaktır. Bir diğer ifade ile, Türk insanının girişim gücüne tam özgürlük tanınırken; Türkiye de dünya girişimcisine de aynı özgürlük tanınacaktır. Liberal Demokrat Parti bu tutumunun dünya barışına da büyük katkıda bulanacağına; dünya insanları arasındaki para, mal/hizmet ve insan gücü trafiğinin yoğunlaşmasına katkının, barış, huzur ve refah getireceğine inanmaktadır.

II.4.4. Türkiye’nin doğu-batı ve kuzey-güney arasında doğal köprü olma avantajı sonuna kadar kullanılacak; ülkemiz kapıları ayırım gözetmeksizin tüm dünya girişimcilerine açılacaktır. Türkiye için refahın kilidinin ülkemizin eşsiz doğal konumu olduğuna inanmaktayız.

II.4.5. Büyük blokların dünya, ticaretine hakim olacağı 21.yüzyıla girerken Türkiye’nin tüm dünya ile ekonomik ilişkilerini canlı tutmak; tüm tabularından arınmak zorunda olduğuna inanıyoruz.

II.4.6. Bu anlayışla, gümrüklerimiz tümüyle açılarak, gümrük vergileri sıfıra indirilecektir. Sadece silah, uyuşturucu, tarihi eser ve silah amaçlı nükler madde için etkin gümrük denetimi yapılacak; silâh, uyuşturucu, tarihi eser ve silah amaçlı nükleer madde ticareti yapanlar en ağır biçimde cezalandırılacaklardır.

II.4.7. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ ne tam üyelik konusuna bel bağlamaması gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla, gümrüklerimiz sadece Avrupa Birliği üyeleri için açılmayacak; tüm dünya ülkeleri için açılacak ve gümrük vergileri sıfırlanacaktır. Türkiye Avrupa Birliği’ne girme hedefinden vazgeçmemekle birlikte, bu birliğin bürokratik cenderesine girmeyi reddedecektir.

II.4.8. Kabotaj Kanunu kaldırılacak; deniz ulaşımı serbestleştirilecek; tüm liman ve iskeleler özelleştirilecektir.

II.4.9. Yabancı sermayeye hiçbir sınırlama getirilmeyecek; yabancı sermaye yerli sermaye muamelesi görerek, aynı mevzuata tâbi kılınacaktır. Böylelikle, finansmanı vergiden muaf tutan ülkemiz (bk. II.2.l.) yabancı sermaye için de cazip bir ülke haline gelecektir.

II.4.10. İhracata teşvik verilmeyecektir (bk. II.2.5. ve II.2.6.) Dış ticarette gümrüklerin kaldırılması, ihracat sektörüne verilebilecek en büyük teşvik olarak değerlendirilmektedir.

II.4.11. Aynı durum ithalât için de söz konusudur. Silâh, uyuşturucu, tarihi eser ve silah amaçlı nükleer maddeler dışında, herhangi bir malın Türkiye’ye sıfır gümrükle ve vergisiz girmesi ve depolanması mümkün kılınacaktır. Vergi, bu malların ülke içinde satışından alınacaktır.

II.5. Tarım ve Sanayi

II.5.l. Ülkemiz nüfusunun önemli bir bölümü tarımla uğraşmaktadır. Tarımda mekanizasyon ve modernizasyonun sağlanması ve tarımın ticaretin bir parçası haline getirilmesi birincil hedefimizdir ancak, bu sektörde de alışılagelen teşvik yöntemleri uygulanmayacaktır (bk. II.2.5. II.2.6. II.2.7.).

II.5.2. Tarım girdilerinde üreticiye asgari teşvik vergi muafiyeti yoluyla sağlanacaktır. Vergi muafiyeti, tarımsal ürünlerin ticaretini yapanları da kapsayacaktır. Bir diğer ifade ile, tarımda vergi muafiyeti sadece üretene değil, satın alana, depolayana, işleyene de tanınacaktır. Bu durumun üreticiye dolaylı olarak yansıması öngörülmektedir.

II.5.3. Toprak Mahsulleri Ofisi, Fiskobirlik vb. kamu kuruluşlarının faaliyetine son verilecektir. Bu müesseseler devlete bağımlı olmaları nedeniyle, spekülasyon görevlerini hakkıyla yerine getirememektedirler. Bu son derece önemli görevin beceriksizce ve duyarsızlıkla yerine getirilmiş olması sonucu, ödediğimiz vergilerle ucuz ya da pahalı satın alınan tarımsal ürünler sürekli olarak depolarda çürütülmüş ya da yakılmış; ne üretici, ne alıcı, ne de tüketici memnun edilmiştir.

II.5.4. Tarımsal ürünlerde de spekülasyonun önemli işlevine inanmakta; bu görevin büyük sermayeli yerli ve yabancı özel spekülatör kuruluşlar tarafından yerine getirilmesini öngörmekteyiz. Böylelikle, köylümüz çok daha çağdaş ve etkin bir sistemle neyi üretirse, kaça satabileceğini erkenden ve kesin olarak bilecek; tarımsal üretimin heba olması önlenecek; sonuçta üretici de, tüketici de memnun edilecektir.

II.5.5. Devlet herhangi bir sanayi yatırım politikası gütmeyecektir. Yaratılan liberal ekonomi ortamında sanayicinin bireysel inisiyatifi ile devletten çok daha çabuk ve doğru kararlar alarak, ülke sanayiinin gerçekçi biçimde gelişmesinde çok daha etkin rol oynayacağına inanmaktayız.

II.5.6. Finansmana vergi muafiyeti (bk. II.2.l.) sağlanması yoluyla sanayi sektöründe ucuz kaynak yaratılmış olacaktır. Türkiye’nin doğal köprü konumunun sağladığı pazarlama avantajı ise, sanayicinin en büyük teşvik kaynağı olacaktır.

II.5.7. Devlet savunma sanayiindeki girişimlerini özel sektöre devredecektir. Ülkemiz için savunma alanında gerekli en son teknolojinin ürünleri en ucuz biçimde, kimden ya da nereden temin edilebiliyorsa, oradan satın alınacaktır. Türk ordusunun çağın en gelişmiş araç ve gereçleri ile donatılması birincil amaç olmakla birlikte, yerli savunma sanayiini geliştirmek gibi bir devlet politikası benimsenmeyecektir.(bk. I.6.2. I.6.3.)

II.6. Altyapı

II.6.l. Devlet ulaştırma, haberleşme ve enerji olarak tanımlanan altyapı yatırımlarından tümüyle çekilecek; bu yatırımların özel sektör kuruluşları aracılığı ile gerçekleştirilmesi ortamı yaratılacaktır. Devlet sadece özel sektörün paraya tahvil edemeyeceği altyapı yatırımlarını üstlenecektir (örneğin, köy yolları vb.).

II.6.2. Devlet özel bir enerji yatırım politikası gütmeyecektir. Liberal ekonomi ortamında enerji de tıpkı herhangi bir mal/hizmet gibi, en ucuza ve en etkin biçimde nereden temin edilebiliyorsa, oradan temin edilecektir.

II.6.3. Aynı durum petrol, kömür, doğal gaz gibi primer enerji ihtiyacımız için de söz konusu olacaktır.

II.6.4. Enerji konusunda devletin rolü tüketici hakları ve çevre koruma bağlamında, bireyi ve toplumu gözetme ile sınırlı olacak; devlet bu görevini kapsamlı yasal çerçeve içinde, bağımsız ve etkin yargı ortamında gerçekleştirmekle yükümlendirilecektir. (bk. I.2.5.)