Sayfa Menüsü
TwitterFacebook
Kategori Menüsü

Anayasa Önerisi – Soru & Cevap

Soru: Neden yeni bir anayasa önerisine gerek duydunuz?

Cevap: İki sebepten. Birincisi, yeni bir Anayasa anlayışını Türkiye Anayasa Hukukuna sokmak istiyoruz. İkincisi, yeni bir siyasi sistem öneriyoruz.

Ayrıca;1982 Anayasası, içindeki mantık hataları, iç tutarsızlıkları ve dünyanın hiçbir saygın Anayasasına konu olmamış hususları içermesi açısından, hiçbir yeni anlayış veya sistem önerilmese dahi elle tutulacak durumda değildir.

Soru: Yeni Anayasa anlayışınızı özetler misiniz?

Cevap: Anayasa, bir ülkenin siyasi sisteminin esaslarını tanımlayan temel belgedir. Siyasi sistemin temel unsurları, Devlet ve vatandaşlardır. Yani, bir Anayasa, Devletin ve vatandaşların birbirlerine karşı konumlarını düzenler. Bugünkü Anayasamız açısından; Devlet, engin yetkilerle donatılmış, sorumlulukları belirsiz, adeta uhrevi bir yaratıktır; vatandaş ise, bir maddede verilmiş hakkı, başka bir maddede, bir Devlet görevlisinin keyfine bağlı olarak alınması doğal karşılanmış, Devlet karşısında, adeta, çaresiz bırakılmış bir kuldur. Biz bunu tersine çevirmeye niyetliyiz.

Bizim anlayışımıza göre; vatandaşların meşru faaliyetlerini sadece izinle yapması, Devletin, dilediği her şeyi yapmakta özgür olması, kaba kuvvet yönetimidir. Biz uygar bir Devletin tek asli amacının “Birey Haklarını Korumak” olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyle, yeni Anayasamızdaki Devlet, bireylerin Devlete delege ettiğinden başka hiç bir hakka sahip değildir.

Başka bir deyişle; yeni Anayasamız:

1. Devletin faaliyetlerini sınırlamak ve düzenlemek üzere yapılmıştır; bireylerin değil;

2. Devletin gücünün imtiyaz belgesi değil; bireylerin, bireysel kriminallere ve kriminalleşebilen siyasi yönetimlere karşı korunmasının garanti belgesidir.

Soru: Yeni bir siyasi sistem önerisinden bahsettiniz; açar mısınız?

Cevap: Anayasanın, bir ülkenin siyasi sistemini tanımladığını ve siyasi sistemin temel unsurlarının, Devlet ve vatandaşlar olduğunu söylemiştik. Geçerli Anayasamızın, Devlet ve vatandaş ilişkisini düzenlemede başarılı olduğunu söylemek imkansız. Bugün, vatandaşa karşı temel görevlerini aksatmakla kalmayıp, vatandaşın üretken faaliyetlerine ayakbağı olan bir Devlet ve bunun sonucu gayri-memnun bir vatandaşlar kitlesiyle karşı karşıyayız.

Yanı, bugünkü Anayasada öngörülen siyasi sistem, en iyimser tabirle, işlemez haldedir. Yeni bir Anayasa ihtiyacını aşikar kılan işaretlerden biri, siyasi sistemimizde artık kronik hale gelmiş hükümet buhranlarıdır. Bizim Anayasa önerimizdeki Başkanlık Sistemi, meselâ bu sorunu kökünden halletmektedir.

Soru: Başkanlık Sisteminin gelişi her sorunun çözümü olacak mıdır? Mesela, vatandaşların Devlet karşısındaki çaresizliği hakkında Anayasanızda neler içeriliyor?

Cevap: Vatandaş Devlet karşısında iki sebepten çaresiz hisseder. Ya, Devletten beklediği, asayiş gibi, meşru bir görev yerine getirilmemektedir. Ya da, vatandaşın düşünmek, üretmek ve mübadele etmek gibi meşru bir faaliyeti Devlet tarafından engellenmektedir. Vatandaş, günlük hayatında, en çok Devletin Yürütme Kuvvetiyle karşı karşıyadır. Vatandaş, yukarıdaki örnekteki gibi asayişten sıkıntılıysa, Devletin Yürütme Kuvvetinden sıkıntılı demektir. Yürütme, üstüne düşeni yapmıyorsa; ya görevini ihmal etmektedir, ya da o konuda gerekli yetkilerle donatılmamıştır.

Görevini ihmal eden bir Yürütme karşısındaki vatandaş, ihmal kriminal ölçülerdeyse Yargıya baş vurmalı; kriminal ölçülerde değilse bir dahaki seçimlerde Yürütmeyi cezalandırmalıdır. Yürütme ve vatandaş arasındaki ihtilaflarda Yargının bağımsız olabilmesi için Anayasal garantiler olmalı. Vatandaşın seçimlerle Yürütmeyi cezalandırabilmesi için, iki seçim arasında halkın tefrik edebileceği belirgin bir kadro söz konusu olmalı, bir kaç ayda bir değişen kadrolar değil.

Yürütme, gerekli yetkilerin yokluğu yüzünden görev yapamıyorsa, Yasama organı gerekli kanunları çıkarmalıdır.

Özetle, vatandaşın günlük hayatında Devletten beklediği görevlerin aksamadan yerine gelmesi için etkin bir Yürütme Kuvvetine ve bu kuvvetle koordinasyon içinde çalışan, fakat ona köstek olamayan bir Yasama Kuvvetine ihtiyaç vardır.

Vatandaş meşru bir faaliyetinde Devlet tarafından engelleniyorsa yine Devletin Yürütme Kuvvetiyle karşı karşıyadır. Bu engel bir kanuna dayanarak yapılıyorsa, vatandaşın bu meşru faaliyetini kutsayan ve Yasamayı böyle bir kanun yapmaktan alıkoyan bazı Birey Hakları yok demektir. Kanunsuz bir engel söz konusuysa, başvurulacak yer yine Yargı Kuvvetidir.

Görüldüğü gibi vatandaşların huzur içinde yaşayabilmesi, düşünebilmesi ve üretebilmesi için Devletin üç kuvvetinin birbirleriyle denge içinde çalışması ve Dev!etin istismarına karşı vatandaşların korunması için gayrı-kabil-i müzakere bazı Birey Haklarının tanımlanmış olması gerekir.

Bizim Başkanlık Sistemimiz, böyle entegre bir siyasi sistem öngörmektedir. Bazılarının zannettiği gibi; Devlet Kuvvetleri içinden bir tek Yürütmenin kayrıldığı, hükümdarsal yetkilerle donatılmış bir Başkanın diğer Kuvvetler üzerinde egemenlik kurduğu bir sistem önermiyoruz. Kuvvetlerin birbirinden tefrik edilebildiği, birbirinden gerçekten ayrıldığı, dolayısıyla adil ve etkin bir sistem öneriyoruz.

Soru: Meclisin gerekli kanunları çıkarmaktan çok, bir iş takip merkezi ve hükümet arayışları borsası haline gelmesi hakkında bir şey düşünülüyor mu?

Cevap: Yürütmeyi Yasamadan kalın çizgilerle ayırmış olmamız; Başkanın sekreterlerinin (bugünkü bakanların) sadece Meclis dışından seçilecek olması; Başkanın doğrudan halk tarafından seçilip hiç bir güvenoyuna tabi olmaksızın görev yapacak olması; Meclis üyelerinin Yürütme üzerindeki gayrı-meşru baskısını büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır. Ayrıca Devletin ekonomik rolünü hemen hemen tamamen kaldırmış olmamız, Devleti bir çıkar kapısı olmaktan çıkaracaktır.

Meclisin yeni hükümet kombinasyonları borsası haline gelmesi ise, bildiğiniz gibi Başkanın kayıtsız şartsız dört yıl için seçilmesi yoluyla tamamen önlenmiştir.

Soru: Adalet mekanizmasının işlerliğini kaybetmesi konusunda, Anayasanızda neler içeriliyor?

Cevap: Adaletin işlerliğinin en önemli garantisi Yargı bağımsızlığıdır. Biz bunu, yargıçlara ömür boyu görev yaptırmak ve yüksek bir hayat standardı sağlayan maaşlarını Yasama ve Yürütmenin etkisinden uzak kılmak yoluyla gerçekleştiriyoruz.

Soru: Kuvvetleri gerçekten birbirinden ayırdığınızı söylediniz. Bunu nasıl bir mekanizmayla gerçekleştiriyorsunuz?

Cevap: Getirdiğimiz “Kuvvetler Ayrılığı” çerçevesini şöyle şematize edebiliriz:

1. Yasama, Yürütmeden ayrıdır ve kanun yapabilmesi özelliğiyle en yetkili Kuvvettir. Ancak, Yürütmeyi kösteklemesine karşı tedbirler getirilmiştir. Üstelik, Yürütme tarafından veto edilebilir.

2. Yürütme, Yasamadan ayrılmıştır. Yürütmenin başı (Başkan) Yasama Kuvveti tarafından değil halk tarafından seçilir. Başkanın Yasamayı veto etme yetkisi vardır; ancak, tasarrufları Yasama tarafından reddedilebilir.

3. Yargı, yasama ve Yürütmeden bağımsız hale getirilmiştir ve onları denetleyebilen bir statüdedir. Normal şarlarda ömür boyu görev yapan üyeleri, Yürütme tarafından atanır; ama sadece Yargı ve Yasama tarafından özel şartlarda görevden alınabilir.

Soru: Kuvvetlerin birbirinden çok fazla ayrılması durumunda, her birinin derebeyleşmesi ihtimalini yaratmış olmuyor musunuz?

Cevap: Kuvvetlerin hiç birinde diktatoryal bir iktidar yoğunlaşması önlemek için, Kuvvetlerin birbirlerini denetlemesi ve dengelemesini mümkün kılıyoruz. Bu meyanda şu tedbirler var:

1. Kuvvetlerin, özellikle Yasamanın, diğer Kuvvetler üzerinde maaş baskısı yaratmasını önlemek üzere Anayasal Maaş kurumu getirilmiştir. (Anayasal Maaş: Temsilciler, Başkan ve Yüksek Mahkeme üyeleri ve yargıçlara yüksek bir yaşam seviyesi sağlayan ve satın alma gücü görev süresince mümkün olduğunca sabit tutulacak şekilde kanunla düzenlenen ödeme.)

2. Temsilciler, Başkan, Yüksek Mahkeme üyeleri ve yargıçlar başka hiçbir göreve atanamamaktadır. (Mesela, Temsilciler kabine üyesi olamaz: Başkanın kabinesi Meclis dışından oluşturulur.

3. Başkanın Anayasal Tardının Meclisçe onaylanmasında Yüksek Mahkeme Başkanı Meclise başkanlık edecektir.

4. Kuvvetlerin birbirlerinin üyelerini görevden alması, Anayasal Tard kurumuyla kontrol altına aiınmıştır. (Anayasal Tard: Temsilciler, Başkan, Yüksek Mahkeme üyelerinin ve yargıçların görevden alınmasının, belirli suçlardan mahkumiyete ve bu mahkumiyetin Meclis 2/3’ünce onaylanmasına bağlanması.)

5. Başkan ve Yardımcısının her ikisinin birden görev dışı kalmaları halinde, o başkanlık dönemini tamamlamak üzere Meclis’çe Başkan seçilecektir. (Meclis içinden veya dışından)

6. Başkan Yüksek Mahkeme üyelerini atayabilecek, fakat görevden alamayacaktır.

7. Başkanın Meclisi veto hakkı, Meclisin başkanın atamasını reddetme hakkı vardır.

8. Yüksek Mahkemenin yaşlılık ve sağlık hali gerekçeleriyle, kendi üyelerini veya yargıçları görevden alma kararlarını, Meclisin reddedebilme yetkisi vardır.

Soru: Siyasi seçimlerin istikrarsız sonuçlar vermesi, seçimlerin olağanüstü kırıcı geçmesi, yenileme veya erken seçimler dolayısıyla sık sık seçim yapılması, seçim sisteminin halkın gerçek tercihlerini yansıtmayan sonuçlara yol açtığı konularında düşünülmüş tedbirleriniz var mı?

Cevap: Getirdiğimiz seçim sistemiyle hem siyasi istikrar sorununa çare bulunuyor, hem de halkın gerçek tercihlerinin sonuçlara yansıması sağlanıyor. Şöyle ki:

1. Temsilcilerin mutlaka halkın çoğunluğunun oylarıyla seçilmeleri için, dar bölge ve iki turlu seçim sistemi öneriyoruz.

2. Başkanın mutlaka halkın çoğunluğunun oylarıyla seçilmesini sağlamak için iki turlu Başkanlık seçimi öneriyoruz.

Ayrıca; yenileme seçimlerinin ancak Meclis genel üye sayısının %25 eksilmesi halinde yapmak suretiyle seçim sıklığını da düşürmüş oluyoruz.

Bu istikrar tedbirlerini aynen Yerel Yönetim seçim esasları için de öngördük.

Soru: Bugün Devletin yozlaştığı ve vatandaşlara keyfi davrandığı bir gerçek. Sizin sisteminizde başka türlü olmasını ne garantiliyor?

Cevap: İyi niyetli olmayanların Devlet görevlisi olmasını tamamen önlemek imkansız. Ama böylelerinin elini kolunu bağlayan, işlerini zorlaştıran tedbirler mümkün.

Bu konuda yapılabilecek en önemli şey, Devleti asli görevlerine çekmektir. Çünkü adalet, asayiş ve savunma konularında yozlaşılabilecek çok az alan vardır. Devletin en büyük keyfilikleri sergileyebildiği, en yozlaşabildiği alan ekonomide var olduğu alandır. Bu meyanda getirdiğimiz tedbirleri şöyle özetleyebiliriz.

1. Devletin temel görevi, Birey Haklarının korunmasına indirgenmiştir.

2. Bugünkü anlamında Temsilci dokunulmazlığı kaldırılmış ve yerine Meclis faaliyetleri dokunulmazlığı getirilmiştir.

3. Savaş hali dışında vergi haddi, %10’la sınırlandırılmıştır. Verginin sadece Vatandaşların Birey Haklarını iç ve dış tehditlere karşı korumak üzere alınabileceği ilkesi getirilmiştir.

4. Devletin Dış Ticareti düzenleme yetkisi, sadece savaş halinde tanınmıştır.

5. Seçim Kanunlarındaki ve Anayasal Maaş kanunlarındaki değişiklikler, bir dahaki yasama döneminde ve o döneme ait seçimlerde değil, ancak ondan da sonraki yasama döneminde ve o döneme ait seçimlerde geçerli kılınmıştır.

6. Anayasa değişiklikleri ancak bir sonraki yasama döneminde yürürlüğe girebilecektir.

Soru: Birey Haklarının sadece bi sayfa içinde ifadesi mümkün müdür? Bazı hakları ifade etmemiş olma riskiniz yok mu?

Cevap: Tam tersine. Haklar listemiz sadece bugünkü Anayasamıza göre değil, uygar ülkelerin Anayasalarına ve ünlü İnsan Hakları dökümanlarına göre dahi daha genişletilmiştir. Bunu kısa bir listede gerçekleştirmemizin sırrı, bu işi kavramsal bir şekilde formüle etmek suretiyle Hakları kapsayıcı kılmamızdadır.

Mesela, “Hiç bir grubun bireyi, o gruptaki bireylerin tamamının veya bir kısmının, niteliksel veya niceliksel özelliklerinden dolayı, yaptıklarından veya yapmadıklarından dolayı, daha az veya daha çok hakka sahip değildir.” şeklindeki bir ifadeyle; hem, Hakların gruplara değil bireylere ajt olduğu, dolayısıyla üye sayısının nicelik ve niteliğinden kaynaklanan sebeplerle, bir grubun bireylerine özel bir hak verilememesi veya bir haktan mahrum kılınamazlığı ilkesi (İstihdam kotalarının, ayrımcılığın vs. mümkün olamaması.); hem de, “Suçların Şahsiliği” ilkesi ifade edilmiştir. Üstelik daha da genişletilmiş bir Haklar Listesi ortaya konmuştur. Meselâ;

1. Kadına eşitsiz muamele yapan bugünkü vatandaşlık tanımı yerine, uygar ve geri alınamayacak kadar kutsal bir vatandaşlık tanımı getirilmiştir.

2. Din ve Devlet işleri ayrılığı sarahate kavuşturulmuştur.

3. İfade özgürlüğünün sınırlanamazlığı ilkesi getirilmiştir. (Savaş halinde, askeri haberler hariç.)

4. Üretim ve ticaretin sınırlandırılamazlığı ilkesi getirilmiştir. (Savaş halinde, dış ticaret hariç.)

5. Gözaltı süresinin kolluk kuvvetlerince istismarını, dolayısiyle Devleti yozlaştıran bir kolaycılığı ve keyfiliği getiren usulleri önleyecek tedbirler getirilmiştir.

6. Aynı suçtan ikinci defa hürriyeti kısıtlayacak bir ceza mahkumiyeti alacak biçimde yargılanılamayacağı ilkesi getirilmiştir.

7. Habeas Corpus ilkesinin her hal ve şartta geçerliliği tanınmıştır. (Tutuklu kişinin tutukluluk halinin yargıç tarafından gözden geçirilmesini isteme hakkı ve yargıcın, tutuklu kişinin mahkeme önüne getirilmesini emretme yetkisinin hiç bir hal ve şartta sınırlandırılamazlığı.

8. Çocuklar, zihnen ve bedenen özel korumaya alınmıştır.

Aşağıda listelenen temel insan hakları belgelerindeki bütün haklar -jüri hariç- özleri itibariyle Anayasa önerimizde yer almıştır:

Magna Charta,1215

The Bill of Rights, British Parliament, 1689.

Declaration of Independence, Thomas Jefferson, 1776.

Virginia Constitution and Declaration of Rights, 1776.

Declaration des Droits de I’Homme et du Citoyen, Assemblee Nationale, 1789.

Rights of Man, Tom Paine, 1787,1791.

Universal Declaration Of Human Rights, United Nations,1948.

Soru: Görüldüğü kadarıyla Amerika Birleşik Devletleri Anayasası model alınmış. Başka bir toplumun şartlarına göre yazılmış bir Anayasa, Türkiye için ne derece geçerli olacaktır? Toplumumuzun Amerikan toplumunun olgunluğunda olduğu söylenebilir mi?

Cevap: Amerikan Anayasasını model aldığımız doğrudur. Ancak, Anayasamızda yer alan bütün hususların, daha bu Anayasa önerisi ortaya konmadan önce, programımızda ve parti politikamızı anlatan çeşitli kitapçıklarda, aslen yer aldığını hatırlatmak isteriz.

Ayrıca, Amerikan Anayasasında yer alan bazı kusurları da düzelttik. Mesela,1992’de Ross Perot’nun oyları bölmesi yüzünden halkın çoğunluğunun oylarını almadan Başkan seçilen Bill Clinton olayı bizim iki turlu Başkanlık seçimiyle önlenmiştir.

Başkanla Senato arasında zaman zaman kör dövüşü doğuran ve halkı bıktıran, Atama Onaylanması sistemini, 2/3 çoğunlukla atama reddetmesi haline getirerek önledik.

Yine Amerikan Anayasasındaki boşluklar yüzünden 1932’de başlayan şiddetli Devletçilik uygulamaları halinde ortaya çıkan Yürütme ve Yasama suiistimalleri; bizim Anayasamızda gerek Yürütme ve Yasamanın tahdidi yoluyla, gerekse Birey Haklarında yer alan maddelerle önlenmiştir.

Birey Hakları listesi de Amerikan Haklar Senedinden daha geniştir. Özetle, önerdiğimiz Anayasa, Amerikan Anayasasından daha tutarlı ve zengindir.

Böyle bir Anayasanın bizim toplum için ne derece uygun olacağı sorusunun cevabı şudur: Türkiye Cumhuriyeti insanları, ne derece bir beyin ve gövdeye sahiplerse o derece uygundur.

1787’de yazılan ve dünyanın ilk yazılı Anayasası olma şerefini taşıyan Amerikan Anayasasının ve politik sisteminin bir özelliği vardır. Dünyanın diğer siyasi sistemleri; çoğu zaman bilinçli bir gayret olmaksızın, bir takım tarihi olayların mirası içinde, zorlamasıyla tedricen meydana gelmiştir.

Amerikanın Kurucu Ataları; hem siyasetçi hem de filozof olmalarından kaynaklanan bir özellikle, oturup düşünmüşler, tartışmışlar; insan denen varlığın ne olduğu sorusunu cevaplamışlar; böyle bir varlığın nasıl bir siyasi sistem içinde kendi tabiatına uygun yaşayabileceğinin prensiplerini ortaya koymuşlar; ve bu prensiplerin nasıl bir siyasi sistem emrettiğini bulmuşlardır.

1787’deki Amerikan politik sistemi, ne 1776 Bağımsızlık Bildirgesi’nden önce Amerikan kolonilerine damgasını vurmuş İngiliz sistemidir, ne de 1776’dan sonra Bağımsızlık Savaşı sırasında ortaya çıkan sistemdir.

Tarihte ilk defa, bir grup insanın tasarlayarak kurduğu bir sistemdir.

İşte·o yüzdendir ki, dünyanın bütün ülkeleri hem kendi içlerinde hem kendi aralarında birbirlerini yerken, Amerikan siyasi sistemi, insanlarını 220 sene boyunca huzur ve refah içinde yaşatmıştır. Bir istisna olarak görülebilecek İç Savaşları dahi, kurucularının ister istemez bilinçli bir şekilde erteledikleri bir problemin (kölelik)hallinden kaynaklanmıştır.

Amerikan halkına uygun olan bir Anayasanın bize uygun olup olmayacağı sorusunu cevaplamış olduk.

Ama şunu da ilave edelim ki, 220 sene önceki Amerikan Halkının, bizim bugünkü halkımızdan daha olgun olduğunu söylemek için tarih bilmemek gerekir.

Soru: Anayasanızın planı Anayasal hukuk normlarına pek uymuyor; bugünkü Anayasamızda yer alan bazı bölümler yok. Tamamının üç daktilo sayfası olması bir takım hususların atlandığı izlenimini veriyor. Dilinin hukuk dilinden uzak olduğu görülüyor. Bu konularda bir şeyler söyleyebilir miydiniz?

Cevap: Kastettiğiniz bugünkü Türkiye Anayasa ve Avrupa Anayasaları hukukuysa haklısınız. Bu Anayasaların, sanki kanunlarmış gibi müeyyideler kırk ambarı olmasından kaynaklanan bir normları ve uzunlukları vardır. Ama Amerikan Anayasal hukukunun normu budur. Amerikan Anayasası, Federal Sistem ve Çift Meclisle ilgili hususlar çıkarıldığında, aşağı yukarı bizimki uzunluğundadır.

Bazı konuları atlamış olduğumuz eleştirisine vereceğimiz cevap, başka bir çok eleştiriye de verilebilir. Her şeyden önce kanun ve Anayasa arasındaki farkın bilinmesi lazım. Bizim Anayasamız basittir; dört maddeden ibarettir. Üç maddesi Kuvvetlerin kuruluş ve yetkilerine ayrılmıştır; dördüncüsü Birey Haklarıdır.

Şimdi soralım. Kuvvetlere hangi gerekli yetki verilmemiş veya hangi gereksiz yetki verilmiştir? Birey Haklarımızda ne eksiktir? Bir Anayasa eleştirisi ancak bu noktalardan yapılabilir. Şunu gururla ifade edelim ki, bu açılardan Anayasamız, insanlık tarihinin bütün tecrübelerini nazarı dikkate almıştır; eksiği veya fazlası yoktur. Eksik zannedilebilecek hususların, eğer dikkat edilirse, Anayasa konusu değil, kanun konusu olduğu görülecektir.

Doğru bir Anayasa, bazı spesifik detayların değil bir felsefenin ifadesi olmak gerekeceğinden, kanun gibi yazılmaz; dili, kanun dili olmaz. Bizim Anayasamız da Liberal felsefenin, yani parti programımızdaki felsefenin bir ifadesidir.

Hukukçular tarafından da yazılmamıştır. Burada, enteresan bir tarihi tesadüften bahsedelim. Dünyanın en istikrarlı Anayasası olan Amerikan Anayasası da, tartışmalarına bir çok önde gelen hukukçu politikacılar katılmış olmakla birlikte, profesyonel hukukçu olmayan ve eğitimi klasik edebiyat olan dördüncü Başkan James Madison tarafından yazılmıştır.

Soru: Başkanlık Sisteminin Amerika’dan başka denendiği hiç bir ülkede yürümediği görülüyor. Bizde de aynı akıbete uğrayamaz mı?

Cevap: Bu iddia tamamen bir mittir. Bu iddiaya kanıt olarak Güney Amerika ülkeleri verilir. Özellikle de Şili. Şili’de Başkanlık Sistemini öngören Anayasa 1825’de kabul edilmiştir. Şili’nin 1825’den 1973’e kadar, bir buçuk asır, Başkanlık Sistemine sahip olmayan ülkelere kıyasla büyük bir istikrar içinde olduğu görülür.

Ama, Başkanlık Sistemi bir tek formül değildir. Gerek Amerikan Anayasası, gerekse Şili Anayasası, Başkanın seçimi konusunda değişik kusurlara sahiptir. Her ikisi de iki turlu değildir. Çoğunluğun oyunu alamasa dahi; bir aday, Amerika’da doğrudan, ilk ve tek turda halk tarafından seçilir.

Şili’de ise ilk ve tek turda, en çok oy alan iki aday arasında Kongre tarafından seçilir.

1970 seçimlerinde Allende’nin 5 sol partiden oluşan Halk Birliği %36 2 oyla, Muhafazakar Parti den %1,3 daha fazla oy alır. Kongre’deki çoğunluğu, (%62,7), Muhafazakar Parti (%34,9) ve Hıristiyan Demokrat Parti (%27,8) oluşturur. Kongre, en yüksek oy alanı seçmek zorunda olmadığı halde, demokratik teamüle uyarak Allende’yi seçer. Karşısındaki bu çoğunluğa rağmen, büyük bir pervasızlıkla Anayasa ihlallerine girişen Allende, demokrasiyi yok edip ülkeyi Marksist bir diktatörlüğe dönüştürmeğe girişir.

Temel endüstriler devletleştirilir; yabancı yatırımlardan bazıları karşılıksız kamulaştırılır; sendika, öğrenci ve köylü derneklerinden hiç birindeki seçimlerde Halk Birliği adaylarının kaybetmesi halinde bu örgütler lağvedilip yerine hükümet destekli örgütler kurulur ve devlet parası ve temsil yetkisi onlara tanınır; basın üzerinde baskı kurulur; okullara Marksizm-Leninizm mecburi ders olarak koyan bir eğitim reformu yapılır; Latin Amerika’nın her tarafından on binlerce silahlı milis hükümet müsamahasında ülkeye doluşur, sokaklarda tehditkarane devriyeler yapar; mahkeme kararları hiçe sayılır; Yüksek Mahkemenin Anayasa aykırılık kararları yok sayılır; Küba büyükelçiliği kadrosu, Şili Dış İşleri Bakanlığı kadrosunu sayıca geçer;1973 seçimlerine hükümetçe hile karıştırılır, muhalefetten tutuklamalar yapılır; enflasyon alır başını gider; ev kadınları, esnaf şiddetli protesto gösterilerine girişir.

Şimdi soralım. Şili darbesinin sebebi, Başkanlık Sistemi midir yoksa bir despot taslağı mı? Veya bir despotun oy çokluğu alamadığı halde iktidara gelebilmesi mi?

İki turlu Başkanlık seçimi bu tür kazaların panzehiridir. Tarihte hiç bir despot, ne kadar sinsice davranırsa davransın, halkın %51’inin oyunu alarak iktidara gelmedi.

Soru: Başkanın keyfileşmesi ya da daha kötüsü diktatörleşmesi tehlikesi nasıl önlenecek? Başkan, bazı Başkanlık Sistemlerinde rastlandığı gibi Anayasayı ihlale girişirse ne yapılabilir?

Cevap: Birincisi, Başkan kanunlar dahilinde. çalışmak durumundadır. Kanunları ihlal ederse suç işlemiş olur ve hiç bir dokunulmazlığa sahip değildir. Başkanlıktan alınması mümkün olmayabilir; çünkü suç Anayasal Tard’a konu olmayabilir. Ama cezai sorumluluğu vardır.

Esasen Meclisin gücü, Başkanın keyfileşmesini veya diktatörleşmesini engelleyecek en önemli unsurdur. Eğer Başkana keyfi davranma alanı yaratan bir kanun varsa, Meclis bu kanunu kaldırabilir. Eğer, bir kanun boşluğundan ya da yokluğundan yararlanarak keyfileşiyorsa; kanun değişikliğiyle veya yeni kanunla bu önlenebilir.

Burada görülüyor ki, Başkan ve Meclis ayrı siyasi görüşlerde de olsalar, karşılıklı iyi ilişkilerde bulunmak durumundadırlar. Başkanın kanun teklif edememesi ve fakat yeni kanunlara ihtiyaç duyabilecek olması, tayinlerinin Meclisçe reddedilme ihtimali, yine Başkan Meclis ilişkisinin dostane olmasını gerektiren bir garantidir.

Başkanın, Anayasayı ihlal etmesi ise elbette Anayasal Tard’ı getiren bir suçtur ve kaderi Meclisin elindedir.

Fakat, Başkanın iyi görev yapması için en önemli garanti, tekrar seçilme endişesidir.

Sonuç bulunamadı.

The page you requested could not be found. Try refining your search, or use the navigation above to locate the post.